12 Haziran 2017 Pazartesi

Joan Miró

Sürrealizm diye bir kitabım var ve resimde sürreal akımının temsilcilerinden birer ikişer tablo resimleri ile kısa açıklamalar var kitapta. Yanlız dikkatimi çekti, açıklamalar resimle ilgili değil ressamla ilgili bazı detaylar. Joan Miro resimleri orada dikkatimi çekti. İlkokul çağında yaptığımız resimlere benziyor çizgileri :D Bir yandan tanıdık geliyor, diğer yandan da çarpıcı... Resme 1-2 sn bakıp geçme dedim kendi kendime, uzun uzun inceledim, içinde görünenden daha fazlasını aradım. Seçebildiğim figürlerin birbirleriyle alakasını kurmaya çalıştım. Doğrusu pek başarılı olduğumu söyleyemem, tamam resimdeki nesneleri benim ilkokulda çizdiklerime benzeterek buldum ama büyük resmi göremedim, bağlantı kuramadım.

Yanlız ilginç bir biçimde resim hafızaya yerleşiyor, kalıcı bir izlenim bırakıyor. Size de ressamı tanıtmaya karar verdim ve bununla ilgili bulabildiğim en ilginç sayfa onedio.com'daydı. Buraya o yazıyı aktarıyorum. Umarım siz de seversiniz ressamı, yanlız adına aldanılıp zannedilebileceği gibi bayan değil, erkek bir ressam. Hayatını aktarmaktan çok, eserlerini tanıtmak istiyorum size...



1. Bir çiftliğe koskoca İspanya’yı sığdırır!



Bir çiftliğe koskoca İspanya’yı sığdırır!
Ailesinin çiftliğini resmettiği, çocukluk yıllarını sürrealist öğelerle yorumladığı “Çiftlik” eseri seneler sonra Amerikalı yazar Ernest Hemingway satın alacak ve resim hakkında şöyle diyecektir: “Bu resmin içinde İspanya hakkında hissedebileceğin her şey var.”

2. Yetmişinde rock’n roll’u tuvallerinde yaşatır!



Yetmişinde rock’n roll’u tuvallerinde yaşatır!
Miró, ilerleyen yaşlarında kendini tekrar etmek şöyle dursun gittikçe daha deneysel teknik ve malzemelere yönelmiştir.

3. Mesela,



Mesela,
Gençliğinde ettiği “Resmi tamamen imha etme” yeminini yetmişlerinde tuvallerini türlü şekillerde tahrip ederek, kimi zaman yakarak gerçekleştirmiştir.

4. Ve,



Ve,
Bu yüzden seksenli yaşlarında Jimi Hendrix’in sahnede gitarını yakışını televizyonda izlediğinde “işte bu benim yaptığımla aynı şey!” demiştir.

5. Eserleriyle zamanda yolculuk yapar!



Eserleriyle zamanda yolculuk yapar!

6. 



"Ne Var, Bunu Ben de Yaparım" Diyenler İçin 12 Maddede Joan Miró
Katalan sanatçı kariyeri boyunca doğaya ve sadeliğe eşi zor bulunur bir enerji ile yönelmiş, ilk ilham kaynaklarından biri olan, çocukluğunda gördüğü Altamira mağara resimlerini zaman içinde kendi eserlerinde yorumlamaktan çekinmemiştir.

7. Domatesten bir heykel!



Domatesten bir heykel!
Mesela 1968 tarihli Kadın ve Kuş heykelinin ilham kaynağı ise, Miró’nun manavda bulduğu ilginç bir domatesin biçimidir!

8. Uzayı avucunun içine alır, dünyadan kaçmak için kendine bir merdiven çizer!



Uzayı avucunun içine alır, dünyadan kaçmak için kendine bir merdiven çizer!
Miró gözünü sadece doğaya dikmez, zorlu savaş yıllarında gittikçe artan bir ilgiyle başka alemlere dair hayallerin peşinden de koşar. Bu dönemde ürettiği eserlerin çoğu dünyadan kaçmak için bir araya getirilmiş bir merdiven gösterir… Bir de Steven Spielberg’ün E.T.’sine ilham olduğu rivayet edilen Personage adlı tombiş vardır!

9. Picasso’nun Guernica’sı, Miró’nun Orakçı’sı vardır!



Picasso’nun Guernica’sı, Miró’nun Orakçı’sı vardır!
İspanya lideri Francisco Franco, ülkesindeki huzursuzluğu ve şiddeti gizlemek için ülkenin önde gelen sanatçılarından Dünya Fuarı’nda sergilenecek eserler istedi. Sonuçta amaçladığının tam tersi oldu: Picasso, Guernica Köyü’ndeki kıyımı anlatan Guernica isimli eserini, Miró ise başkaldıran bir köylüyü resmettiği Orakçı adlı eserini dünyaya hediye ettiler. Guernica’nın aksine Orakçı isimli eser, maalesef günümüze gelememiş, fuar bitiminde imha olmuştur.

10. Jackson Pollock ile boyalar yoluyla sohbet etmiştir!



Jackson Pollock ile boyalar yoluyla sohbet etmiştir!
Miró 1947 senesinde Amerika’ya giderek damlatma yöntemiyle yaptığı eserlerle Amerikan resim tarihine damga vurmuş Jackson Pollock ile tanışmış, fakat Miró İngilizce, Pollock ise Katalanca bilmediği için birbirine çok saygı duyan bu iki sanatçı sohbet edememişlerdir. Ancak dil engeli Miró ve Pollock’un “ilham alışverişi”nde bulunmasına engel olamamıştır.

11. 



"Ne Var, Bunu Ben de Yaparım" Diyenler İçin 12 Maddede Joan Miró
Miró, soyut resimleriyle ilham verdiği Pollock’un serbest damlatma tekniğini çok daha kontrollü bir üslupla yorumlayarak “Mağara Kuşları II” adlı esere imza atmıştır.

12. Şişe açacağına şiir okutur!



Şişe açacağına şiir okutur!
Miró her gün kullandığımız sıradan nesnelerde başka dünyalar keşfeder, mesela bir tirbüşonu baskı eserlerinden birinin merkezine yerleştirip “Trubadur (Şair)” adıyla bambaşka bir noktaya taşır. Beklenmedik karşılaşmalar Miró için hayatın her yerindedir.

Tabiiki yapamam ben bu resimleri henüz anlamayı bile başaramamışken. Ben sevdim ama Miro'yu, bilgi dağarcığıma bir ressam daha yerleşti. Siz de bir etki bıraktı mı merak ediyorum... Sevgiler

Kaynak: https://onedio.com/haber/-ne-var-bunu-ben-de-yaparim-diyenler-icin-12-maddede-joan-miro-386081

10 Haziran 2017 Cumartesi

KIZIMIN CİCİLERİ: KIZIMIN CİCİLERİ ÇEKİLİŞİ BAŞLASIN....


Yukarıdaki ciciler için çekiliş var. Son gün!!! Yine de şansımı denemek istiyorum. Siz de katılmak istiyorsanız acele edin...
KIZIMIN CİCİLERİ: KIZIMIN CİCİLERİ ÇEKİLİŞİ BAŞLASIN....: MERHABALAR; Blog dostlarım...   Uzun zamandır yapmak istediğim çekiliş ile karşınızdayım. Son dönemlerde takı işine merak sardım malumu...

8 Haziran 2017 Perşembe

Eski Mısır'da Dini İnanış

Mısır benim için her zaman gizemini koruyan, ziyaret etmek için beni kendine çeken bir ülkedir. Tabi daha çok Eski Mısır... Üniversite yıllarımda bir arkadaşım bana bir sürü papirüs hediye etmişti (Dayısının gezisi dolayısıyla). Hep resimlerine bakar, anlamlandırmaya çalışırdım. Sonra Eski Mısır sanatı ile ilgili bir kitap alıp, oradaki resimleri inceleyerek yorumlarını okudum. Piramitleri görmek için can atar, Sfenkslerle ilgili belgeseller izlerim...

Dün akşamüstü okuldan büroma gittiğimde eski bir ajandam gözüme çarptı. Oraya bir not almışım "Eski Mısır dini inanışlarını araştır" diye. Kafamı boşaltmak istediğimden hemen Google'da arama yapıp istediğim bilgilere ulaştım. Ağır ağır okudum, öğrenmeye çalıştım. Şimdi bu bilgileri kısa kısa sizinle paylaşmak istiyorum.


Eski Çağlarda oluşan bütün dinlerin çoğunda şu dört madde, prensip olarak bulunmuştur:

1. Tanrı kavramı
2. Mitoloji ve efsaneler
3. Dini inanışlar 'Dogmes'
4. Dini ayinler

Çoğu dinlerde esas olan mukaddes kitap, Eski Mısır dininde bulunmaz. Mısır'ın tarih önceki devirlerindeki din düşünceleri, totem esasına dayanır. Birer siyasi ve idari bölme olan Eski Mısır'ın Norm'ları totem olan hayvan isimleri taşırdı. Mesela çakal, köpek, yılan, şahin normları gibi.

Klan halinde yaşayan insan grupları bir yere yerleşip siteler oluşturduktan sonra, sembolleri olan Totemler, o yerin ilahı ve mabudu olmuştur.


Mısırlılar birçok İlahlara sahiptirler. Eski Mısırlılar'da bu Tanrılar önemli bir yer işgal etmişlerdir. Eski Mısır dini, birçok ve çeşitli İlahları mukaddes saymıştır. Onların heykellerini, resimlerini yaparak şekillendirmişlerdir. Ancak 4. Amenofis devrinde tek ilahlı bir düşünce reformu, devamsız bir hareket olarak kaydedilmiştir. 

Mısır İlahları konularını gökten, topraktan, sudan, bitkilerden, hayvanlardan ve insanlardan alırlar. Mısırlılara göre herşeyin başı gök Tanrısındadır ve bütün eski tarih boyunca, Gök ve Nil İlahları daima en önemli Tanrılar olarak kalmışlardır.


Gök İlahlarının ismi ve şekli değişmekle beraber, gökyüzündeki yıldızlar, güneş ve ay en eski ve devamlı İlahlar arasındadır. Sonra yeryüzü İlahları gelir ki, toprak, su ve ağaçlar bunların sembolüdür. 

Hayvanlar alemi ise Mısır İlahları arasında en kalabalık yeri işaret ederler. Bu mukaddes sayılan hayvanlar bazen bizzat kendileri veya bir özel işaret, bazen de sadece başları ile insan vücudu üzerinde temsil edilmişlerdir. 

Mısır dininin tatbikatını rahipler yapar ve onlar bu teolojiyi düzenlerlerdi. Rahipler krallar tarafından çok zengin bir hale getirilmişlerdir. Rahipler, halk tarafından ilahlara kesilen kurbanlar ve verilen hediyelerle bol bol geçiniyorlar ve mabetlerde geniş yerlerde oturabiliyorlardı. Aynı zamanda da devlete vergi vermekten muaftılar. Angarya islerde çalıştırılmadıkları gibi, askeri görev de görmüyorlardı. Böylece halk içinde bir otoriteye sahiptiler. 
  
Mabetler, Mısır şehrinde en önemli yeri işgal ettiği gibi, abide bakımından da en büyük binalardır. Mabet Tanrıların evi, heykel ve sembollerin saklandığı mukaddes yer, ayni zamanda da totem sayılan hayvanların serbestçe girebildikleri bir bina idi. 

Ayinler, büyük dini törenlerden başka, her gün mabetlerde gerçek formüllü dualarla ilah heykellerin önünde yapılır ve bunları ya bizzat kral veya rahipler idare ederlerdi. Mabedin içine güzel kokular yakılır ve rahibeler tarafından müzik çalınarak dans edilirdi. Ayinler her gün ve her mabette aynı şekilde icra edilirdi. 

Mısır İlahlarını iki büyük grupta toplayabiliriz: Yerel Totemler “Gök” ve Yer İlahları. 

Yerel totemler, göçebe kabilelerin yerleştikleri sitelerde, mukaddes saydıkları hayvan ve putları insan vücudu ile de birleştirerek temsil ettikleri ilahlardır. Bu suretle kabile ilahları, yerel Tanrılar olmuşlar ve “sitenin hakimi” sayılmışlardır. 

İlahlar ilk zamanlarda erkek olsun kadın olsun yalnız yaşar ve hakimiyetini korumada çok kıskanç davranırdı. Fakat Mısırlı buna bir aile oluşturmakta gecikmemiş, evli düşünülen ilah çocuğu ile beraber bir üçlü sisteme geçmiştir. 


Bunda baş hakim olan baba değildir. Bazen de kadın ilahe tamamıyla hakim durumdadır.



İlah ailesiyle beraber kendi sarayı sayılan mabette oturur, bazen de yanına başka İlahların girmesine izin verebilirdi. Yeryüzünde yaşayan ve Tanrının sembolü temsil edilen Firavun da her vakit ilahin karşısına çıkabilirdi. 

Fakat kral her mabette ayni zamanda bulunamayacağı gibi, kendisine vekil olarak rahipleri bırakır ve onlar İlaha, mabede ve onun arazisine bakarlardı. 

Bazı yerel İlahların hakimiyet sahaları, zamanla da genişlemiştir. Bunun en tipik örneği Deltada Busiris eyaletinde bir ağaçla temsil edilen bitki ve ölüler İlahı Osiris'in ta Güney Mısır'a kadar gidişidir. Buradan önce Memfis'e giderek, yerel ölü ilahi olan Anubis'in yerine geçmiş, sonra da Yukarı Mısır'da Abidos'ta köpek şekline girerek ölüleri korumuştur. Sonraki devirlerde ise bütün Mısır'da Osiris ölüler İlahı olarak yer almıştır.

Son bölümdeki anlatımda gerçek insanlar ile semboloji karışmış gibi. Sanki olan olaylar daha sonra efsanevi bir halde farklı bir biçimde yayılmış. Bahsettiğim gibi yazıyı başka bir web sayfasından derledim. Pek çok yerde de aynı bilgiler olduğu için asıl kaynak hangisi emin olamıyorum. Arada serpiştirilmiş resimler de Asmek'in yılsonu sergisinden. Sergide benim ilgimi çeken resimleri fotoğraflamıştım, umarım derlemeyi ilginç bulmuş, resimler de hoşunuza gitmiştir.

 Sevgiler ❤️❤️❤️

7 Haziran 2017 Çarşamba

Burmahan Köyü'nde kiraza doymak

Geçen pazar iki arkadaşımla sözleşip daha önce hiç doğaya çıkmadığımız bir grupla kiraz yemeye gitmek üzere yer ayırttık. Tabi hafif bir parkurda yürüyüş de olacaktı. Köy adeta masallarda anlatılan mutlu insanların yaşadığı bir köy gibiydi; hem manzarası çok güzel, hem de insanları çok misafirperver. Köyün içinden yürümeye başlayıp Köprüçay ırmağının doğduğu gözeye gittik ve yol boyunca birkaç dut ile sayısız kiraz ağacına rastladık. Hepsinin tadına baka baka ilerledik. Hiç bu denli kiraza doymamıştım, belki bu kadar yemişimdir bir oturuşta ama gözüm de doydu. Midem ağrıyana kadar yedim, doyunca bırakamadım çok lezzetliydi. Taze taze dalından, yıkamadan yedik.




Şimdi de yürüdüğümüz yol, köy manzaralarıyla sizi başbaşa bırakayım.






Sevgiler...

5 Haziran 2017 Pazartesi

Atilla İlhan'ın "Bir Romancının İtirafları" yazısı üzerine

Bloglarımıza sayısız yazılar yazıyoruz, sayısız kitap okuyoruz ve bir hikaye olsun yazmak, bununla bir yarışmaya katılmak aklınızdan geçmedi mi? Benim geçti... Hatta belki bir kitap bile yazabilirim düşüncesiyle bir Yazarlık Atölyesi'ne bile katıldım. Geçmiş yazılarım içerisinde bu konudan bahsetmiş, ödevlerimi burada da paylaşmıştım. Bir hikaye yarışmasına katılmayı ise kafaya koyup, hikayemi teslim gününe kadar bitiremedim ama benzer ilanlara merakla yaklaşıyorum. 

Yazarlık Atölyesi'nden arkadaşlarla bir WhatsApp grubumuz var ve konuyla ilgili yazıları paylaşıyoruz birbirimizle. Ha bir de şiirlerimizi... Yazarlık konusunda bırakmadığımız ortak noktamız: Şiir yazmak :)

Atilla İlhan'ın Bir Romancının "İtirafları" yazısını da grupta paylaştım. Uzun bir yazı,buraya hepsini aktarmaktansa önemli yerlerinden alıntı yapacağım. Belki birilerinin içinde yazarlık hevesi uyandırabilirim :) Bu arada yazarı çok sevdiğimi söylememe bilmem gerek var mı :)


"Benim romancılığımda 'Kahraman' işi çok önemli! Nasıl oluyor bilmiyorum; çeşitli kişilerden toplanmış izlenimler, zamanla bir bileşim (daha doğrusu, acaba 'bileşke' demek mi) oluşturuyor; bir bileşke gittikçe 'fizik' nitelikler kazanıyor, o kadar ki oluşma süreci tamamlandıktan sonra, o kahraman benimle birlikte yaşayacağı olayların anaforuna dalıyor. Demek ki her kahraman tanışılmış, birlikte yaşanmış, en azından çok iyi gözlenmiş birkaç tipin bileşkesidir; birisinin toplumsal/sınıfsal konumu, ötekisinin bireysel/cinsel diyalektiği, berikinin fizik nitelikleri bu bileşkenin içinde erimiş, yeni bir kişiliğin doğmasına neden olmuştur! Ama bir kere bu gerçekleşti mi composant'lar yiter artık, yaşamaya başlamış olan 'kahraman' kendi kişiliğini edinmiştir, kendi 'biyografisini' sürdürür...
Yanlız en çok dikkati çeken, çoklarınca gerçek olmayacak, ya da yazarın imgeleminden uydurulmuş abartma bir tip sanılan Hayrun'un (Hayrunisa Bayraktar) dizi içinde gerçekten aynen aktarılmış tek kişi olmasına ne buyrulur? Kahramanların hepsi çeşitli tiplerden bileşimler ya, Hayrun bu kuralın dışında kalıyor, zira böyle bir insan İstanbul'da gerçekten yaşadı. (Önce Beyoğlu'nda rastladım, vitrinlere bakıyordu) 'Efendiden bir adam' sandım, arkadaşım O'nu gösterip 'Nasıl bulduğumu' sormuştu çünkü, fikrimi söyleyince güldü 'erkek kılığında yaşayan bir kadın' olduğunu açıkladı. Şaşırdım. Romanımda Suat'ın annesine buna yakın nitelikler vermek niyetinde olduğumdan mı nedir, tip beni ilgilendirdi, gazeteci damarımı uyandırdı: Düştüm ardına, günlerce kimdir, nedir, nerede oturur araştırdım; sonunda Boğaz'da oturduğunu, Osmanlı sadrazamlarından birisinin torunu olduğunu, yalısında 'küçük bir haremle' beraber yaşadığını öğrendim. Herşeyimle apaçık bir adamım ya, ilk yaptığım 'harbice' telefon etmek oldu: Kim olduğumu açıklayıp, amacımı belirterek yardım istedim; cevap sunturlu bir küfür, telefonun suratıma kapatılması! O zaman ne yaparsın, postu evini civarında bir kahveye serip gelenden, gidenden bilgi derler, 'kadının' yaşantısını gözlersin!

Fransızların bir sözü ünlüdür 'gerçek çoğu zaman tasarımı aşar' derler, Harun tipinde durum tamamen bu! ... 

Romanın yazacağım bölümü hangi tarihsel zaman parçasına denk düşüyorsa, önceden o döneme ilişkin kitapları sıkıca okuyorum, alıntı yapılacaksa sayfanın kenarını kıvırıyorum, ötesi yine belleğin çalışmasına kalıyor; kahramanların yaşantısı bence bilindiğine göre, iş bu yaşantısının o tarihsel çerçeve içine yadırganmayacak bir biçimde oturtulmasına bağlıdır, bu da zor olmuyor çok. Asıl zor olan, benim büyük çözüm adını verdiğim genel bileşim, yakın tarihimizin bütününü toplumsal açıdan çözümlemek, bundan içinde kahramanların yüzdüğü tarihsel bir bileşime gidebilmek! Bunu yaptıktan, yakın tarihimizin gelişmesini toplumsal bir yöntemle yerli yerine oturttuktan sonra, sınıfsal konumları önceden belli kahramanların, gerek toplumsal ve siyasal, gerek bireysel ve cinsel yaşantılarını kestirip yazabilmek, o kadar güç olmuyor." 

Yazarlık kariyerinde şimdi veya daha sonra adım atabilmemiz dileklerimle. İyi haftalar :)

4 Haziran 2017 Pazar

Cesur ve Güzel Dizisi

Normalde Türk dizisi izleme alışkanlığım hiç yoktur. Sabredemem, beğendiğim birini bile 4-5 bölümden sonra takip etmeyi bırakırım. O gün o saatte müsait olmayabilirim. Sonra da eski bölümleri izleyemem bir türlü. Bir süre sonra da zaten dizi reyting kurbanı olur, yayından kaldırılır. 

Cesur ve Güzel'i Mert Ofluoğlu'nun Kafa Dergi blogunda tanıdım. Çok beğendiğini söylüyordu, gerçi son bölümlerinden hoşlanmadığını belirtse de sonradan, bayağı iyi başlamış ve bir süre öyle devam etmiş. Ben methettiği dönemde bu diziyi izlemeye başladım. Her bölüm bir film gibi, biliyorsunuz bizde diziler çok uzun. Bir oturuşta tüm diziyi bitiremesem de parça parça izleye izleye 8. bölüme geldim. Geç başladığım için Puhu Tv'den eski bölümleri sırayla açarak izliyorum. Cep telefonuma da Puhu Tv uygulamasını yükledikten sonra, bulaşık yıkarken, çamaşır katlarken, ütü yaparken dizi açılıyor ve işler ev hanımı edasıyla sakin sakin yapılıyor:)


Bugün yeterince kitap okuduğuma kanaat getirdikten sonra çayımı elime alıp bir bölüm daha bitirdim. Memnun kaldığımı söylemeliyim, dizi ilerledikçe olaylar ilginçleşiyor. Entrikalar, kıskançlıklar ve aşk var bu dizide. Sıkılmadan izlersiniz tavsiye ederim. 

İyi pazarlar :)

3 Haziran 2017 Cumartesi

Hıfzı Topuz'un Eski Dostlar kitabı

Hıfzı Topuz bu kitabında yaşadığı dönemde tanığı yazar arkadaşlarıyla olan anılarını yazmış. Bu arkadaşlarının hayatlarındaki ayrıntıları da araştırmış sanıyorum. Anılarla başlayan kitap, hepimizin tanıdığı Sabahattin Ali, Yaşar Kemal ve Abidin Dino gibi yazarların aile üyeleri ve hayatlarından kesitlerle devam ediyor. Ben daha kitabın başlarındayım ve buraya yazabileceğim başka konular var ama bu kitaptan bahsetmek istedim, sıcak sıcak okurken... Daha önce Hıfzı Topuz'un Çamlıcanın Üç Gülü adlı kitabına başlamış ama bitirememiştim. Bu kitabı yarıda bırakacağamı sanmıyorum, güzel bir dili var ve akıcı. Ayrıca tanıdığım yazarlardan bahsetmesi merak uyandırıcı...


Fotoğraftan da anlaşılacağı üzere kütüphaneden aldığım bir kitap. Dün 3 kitap birden aldım aslında; bunun dışında Atilla İlhan'dan Bıçağın Ucu ve Yaşar Kemal'in Çakırcali Efe kitabı. Okudukça yorumlarımı sizinle paylaşacağım.

Sabahattin Ali'nin zorluklarla dolu yaşamını duymuşsunuzdur belki. Bize şiir dinletilerinden birinde anlatmışlardı, bu zorluklar sonrasında da öldürülmüş. Önce Türkçülük ve Turancılığın şiddetli savunucusuyken Almanya'da yaşadığı bir dönemde Marksist ve Leninist kitaplar okuyarak solun sesi olmuş. 1946 yılı sonlarında Aziz Nesin'le birlikte bir dergi çıkarmaya başlamışlar, fazla bahsetmeyeyim ayrıntılar kitapta :)

Bu dergide bir yazısından alıntı var. Cumhuriyetin ilk yılları, CHP'nin iktidarda olduğu dönemi eleştiriyor...

İşte o zaman bile durum pek iç açıcı değilken ve bu dönem bile eleştiriliyorken... Bende Sabahattin Ali okuma isteği uyandı diyebilirim. Siz hiç okudunuz mu, sanırım Kürk Mantolu Madonna'yı okuyan vardır? 

Haftasonunuz bu güzel havada, masmavi göğün altında, mutlu ve coşkulu geçsin! :)