31 Aralık 2016 Cumartesi

Sevgili, saygılı bir yıl olsun. Mutlu yıllar!!!


Kutlama mesajımı bir arkadaşımın mesajından aktarıyorum. Çok hoşuma gitti, burada sizinle paylaşabilirim :)

Yılın son günü. Elimizdekilerin kıymetini bilebildik mi? Bilançomuza bakalım. Değerlendirelim. Daha iyisini önümüzdeki anlarda yapabiliriz. Çalışalım. Çalışırsak, emek harcarsak daha güzel bilançomuz olacak. Sağlıklı, keyifli, huzur dolu günleri emek harcayarak, ihtirasa kapılmadan gerçekleştirelim. Dostluklarla, art niyetsiz sevgiyle...

Şevket Atalay


22 Aralık 2016 Perşembe

Yeniyıl

Yeniyıl öncesi ne kadar çok karar alırız ve yeni yıla girdiğimiz ikinci haftadan sonra hepsini unuturuz değil mi? Yıllarca ne kararlar aldık da uygulayamadık, her yılınki birbirine benzer. Uygulayamadığımız şeylerin kararını her yıl yeniden aldık. Benimkilerin başlıcaları: Hergün egzersiz yapmak, koşuya başlamak, sağlıklı beslenmek, daha planlı çalışmak, daha çok para kazanmak... Tamam bunların hepsi önemli, tekrar yazıyorum bunları yeniyıl kararları listeme. Ama en önemlisi, sevgi ve sevda dolu geçsin yeni yıl, huzurlu, barış dolu, sağlıklı. Bu yılı aratmasın gireceğimiz yıl. 

Fotoğrafı şiir ve türkü dinlemek üzere gittiğimiz bir cafede çektik. Yanımdaki komşum ve yeniyılı da hepbirlikte geçireceğiz. Ayrıca dayım ve başka aile dostlarımız da gelecek. Benim en sevdiğim şey bereketli yeniyıl sofrasına değişik bir yemek yaparak katkıda bulunmak. Bu sene de bir meze seçip yapmayı planlıyorum.  

Herşey bir yana, yeniyıla girdiğimiz gece gibi geçsin 2017 senemiz. Dostluk, muhabbet, sağlık ve afiyetle... Sizin yeniyıl kararlarınız neler? Beklentileriniz neler yeni yıldan?

21 Aralık 2016 Çarşamba

Hisarçandır, Gedeller Yürüyüşüm

Bu pazarki yürüyüşümü anlatmadım size. İnanılmaz zorluydu, taşların kayaların üzerinden devamlı tırmandık. Hala bacaklarım ağrıyor inanır mısınız. Gedeller diye bir köye yakın yerden artık sivri zirvenin kaldığı yere kadar tırmandık. Ayağımızın altındaki taşlar devamlı oynuyordu adım attığımızda, yanımız uçurum... Pür dikkat ilerledik devamlı. İlk manzara seyir noktasından fotoğrafımızı yayınlıyorum. Yüzler gülüyor tabi henüz zorlu kısmı tamamlamamıştık. 


Tırmanmanın sonunda aşağıdaki fotoğraflarda gördüğünüz yerde öğle yemeği molası verdik. Önümüzdeki ve arkamızdaki manzaraya buyurun... Bir grup tarihi kaplan kapanlarının izini sürerken biz burada kapana kıstırılmış kaplanlar gibi uzanıp yattık. Hem sohbet, hem dinlence, hem de güneşlenme ile zamanımızı geçirdik.



Bu yolların bir de dönüşü var :) Aynı kayalık yoldan aşağıya inerken fotoğrafta gördüğünüz arkadaşımla sohbet ederken kısa bir süre kaybolduk! Üstelik telefon da çekmiyordu! Sonra biraz geri dönüp arkadan gelen grubun ve artçı rehberimizin sesini duyunca rahat bir nefes aldık...

Köye tekrar indiğimizde Aşıklar Tepesi diye bir kafede yorgunluk biralarımız içtik. Dışarıda manzarayı izledikten sonra içeride sobanın başında şarkılar söyleyip oynadık. Eşsiz bir manzarası vardı kafenin, yorgunluktan takatim kalmadığı için fotoğraf çekemedim. Zaten fotoğraf o görkemli dağ manzarasının ihtişamını anlatmaya yetmez, video çekmeliydim... Bir dahaki sefere artık :*

20 Aralık 2016 Salı

Caribou Coffee

Merhabalar! 

Starbucks'a yıllarca kahve içtim, kahvelerini çok severdim. Son zamanlarda en çok tükettiğim Con Panna'sı iyice bozulunca gitmez olmuştum. Con panna nedir diye sorarsanız: Üzerine köpük krema sıkılmış espresso. Ben o kremayı biraz yerim biraz da kahveyle karıştırırım, tadı yumuşar, ondan sonra içerim. Starbucks'ı bıraktıktan sonra günlerden bir gün Caribou Coffee dükkanını görüp, hadi bir deneyeyim dedim ve onlara Con Panna yaptırdım. Tam anlamıyla ba-yıl-dım. Kahvesi o kadar taze ve iyi demlenmişti ki, insanın ağzında kesinlikle acı bir tat bırakmıyordu.

Geçen cumartesi de kitabımı alıp gittim tekrar. Kargalar Meclisi'ni okudum, burada size yorumlayacağım daha sonra. Kahvemi yudumladım keyifle. Bayağı zaman geçirdim, selfilerimi çektim :)


Türkiye'nin birçok yerinde var Caribou Coffee. Web sayfasından yakınınızdaki şubeyi bulabilirsiniz. Çevrenizde varsa dikkatinizi çekmemiş olabilir o açıdan söylüyorum çünkü bizim buradaki fazla göze çarpmayan oldukça küçük bir mekan. Sevgiler ❤

17 Aralık 2016 Cumartesi

Burdur Müzesi'ndeki Seramikler

Sagalasos'u anlatırken bahsetmiştim, burada en çok çömlek yapımı popülermiş diye, toprakları bu açıdan çok kıymetliymiş yani. Burdur Müzesi'nin bir bölümünde siyah ve kırmızı figür tekniği ile yapılan Attika (Yunanistan) Vazoları vardı. Bu teknik ile yapılan vazo resimlerinde mitolojik ve günlük yaşantıdan alınmış sahneler, kült törenleri en yaygın konular olup Eros, Aphrodite, Dionysos, Herakles, Satyr ve Mainadlar en çok işlenen figürlermiş. Basit fırınlarda ama üstün fırınlama tekniği ile pişirilen Attika vazolarının firnislenmiş (bir çeşit astar) kısımları metalik siyah renge dönüşmüştür. Siyah figür tekniği ile boyanmış vazo resimleri günlük yaşamdan ve mitolojiden olayların yanı sıra özellikle İlyada ve Odysseia destanlarından alınan konuları içermektedir.


Bir de bu tip geometrik şekilli seramikler vardı.


Ben kili elimde şekillendirerek seramik yapmayı çok severim. O yüzden bu bölüm benim için özel bir öneme sahipti. Umarım sizin de hoşunuza gitmiştir. Sevgiler ❤💛💙

16 Aralık 2016 Cuma

Olimpos, Yanartaş Maceram

Antalyamız'ın Kemer ilçesinin Çıralı köyünde Olimpos dağı bulunur, sanırım buraya herkes duymuş ve en az bir kere tatile gelmiştir. Yerli, yabancı turistlerin akın ettiği yer, dağın aşağısında bulunan temiz, güzel plajıdır. İnsanlar doğaya yakın bir biçimde bungalovlarda komün bir halde yaşayarak tatil yaparlar. Biz bu dağa çıktık geçen pazar. 


Dağın tepesindeki kayaların içinden ateş yanar, bu yerin altında bulunan metan gazından kaynaklanır. 


Buranın neden yandığı belirttim ama ben size bunun bilimsel sebeplerinden çok dilden dile dolanagelmiş efsanesini aktarmak istiyorum, Vikipedia'da gayet güzel anlatılmış:

Çıralı plajının kuzeyindeki kayalıklarda yer alan doğal gaz kaynağı, eski Yunan mitolojisi'ne konu olmuştur. Yunan Mitolojisi'ne göre efsane şu şekildedir.
Ephyra Kralı Glaukos’un oğlu Hipponoes bir av partisinde kardeşi Belleros’u öldürür ve “Belleros’u Yiyen” anlamına gelen Bellerophontes adını alır. Ephyra’dan sürülen BellerophontesArgos kralına sığınır. Kendisine sığınan bu genci öldürmeyi kendine yakıştıramayan Argos Kralı onu Likya Kralı'na gönderir.
Likya Kralı acınacak haldeki bu genci öldürmek istemez ve onu Olympos dağında yaşayan arslan başlı, keçi gövdeli, yılan kuyruklu ve ağızdan alevler saçan canavar Chimera ile dövüşmeye gönderir. BellerophontesPegassos adlı kanatlı atına binerek Chimera ile dövüşmeye gider. Chimera saldırdığında Pegassos havalanır ve Bellerophontes yere inerken mızrağı ile canavarı yerin yedi kat dibine gömer. Fakat Chimera yerin 7 kat altından alevler saçmaya devam eder. Anadolu’da binlerce yıldan beri anlatılagelen ve Homeros’un bize bu şekilde aktardığı efsaneye göre hala yanan alevler, Chimera’nın yerin yedi kat dibinden fışkıran alevleridir.
Bellerophontes’in zaferini kutlamak amacıyla Olympos’da bir yarış düzenlenir. Atletler Chimera Kutsal Ateşiyle meşalelerini tutuşturarak Olympos kentine koşarlar. Böylece, daha sonraları değişik spor dallarının eklendiği ve birkaç gün süren Olimpiyat Oyunları’nın Anadolu’daki ilk örneği gerçekleşmiş olur. Günümüzde yakılan “Olimpiyat Meşalesi” Chimera’nın sönmeyen ateşinin sembolik bir ifadesidir.

Burada iki tane zirve var biri Aşağı Yanartaş, diğeri ise Yukarı Yanartaş. Biz her ikisine de çıktık. Öğle yemeğimizi Yukarı Yanartaş'ta yedik. Biz buraya ailecek çıkıp sucuk pişirirdik eskiden. İşte o günlerin anısını canlandırmak için bu çıkışımda da sucuk pişirmeden olmazdı. Genelde çevredeki maki dallarından yaptığımız şiş yerine bu sefer doğru düzgün şişimi bile götürdüm.

Yürüyüşün sonunda bir köye indik. Zaten buralara hayranım, devamlı gidiyorum, bir kez daha hayran kaldım. Doğal yetişmiş yabani mersinler, böğürtlenler, çitlembikler arasından, bunları yiyerek giderken, köyün portakal ve nar bahçelerine rastladık. Burada da ağaçta bırakılmış narların tadına baktık. Sonrasında gittiğimiz alabalık restoranında yorgunluk biralarımızı içtik. İşte böyle güzel bir pazar günüydü. Bu pazar yeni maceraların tadına varırım umarım  ve anlatmaya değer olanları sizinle paylaşırım. Hayırlı bir cuma ve mutluluk dolu bir haftasonu dilerim 🙏❤

8 Aralık 2016 Perşembe

Sagalasos Antik Kenti

Burdur gezimin en can alıcı kısmına geldik, inanılmaz güzellikteki Sagalasos Antik Kenti. Bu arada Burdur'u bir turla gezdim ben. Kentin tarihi Büyük İskender'in burayı fethiyle başlamış, üstelik şehrin karşısındaki tepe İskender Tepesi olarak adlandırılmış. Ama bizim rehbere göre Büyük İskender buraya hiç gelmemişti, anlayın turun seviyesini. Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi burayı gezikten sonra Burdur Müzesi'ne gittik. Program şöyleydi: Bucak (kahvaltı), Sagalasos, Ağlasun (öğle yemeği), Burdur şehir merkezi ve müze, Burdur Gölü.

Burdur çevresi toprakları bembeyaz görünür. Sebebi tahmin ettiğim üzere kiraçtaşıymış. Bu kentin gelir kaynaklarının başında çömlekçilik geliyor. Müzede de çok sayıda çanak çömlek gördük. Bunları da yazısıyla birlikte yayınlamayı düşünüyorum daha sonra.

Şimdi şehrin güzelliğini izleyin, günümüze kadar fazla bozulmadan korunarak gelmiş en güzel antik kentlerden biri bence.





Dyonisos ve Satyr M.S. 160-180

7 Aralık 2016 Çarşamba

Markus Aurelius

Yine Burdur gezimden devam ediyorum. Bu heykel başı da Sagalasos antik kentinde bulunup müzeye taşınmış. Markus Aurelius herşeyden önce çok önemli bir felsefeci olarak adını duyurmuştur. Ben bir kitabını almıştım, bir kısmını okuyup bırakmıştım ama sanırım tekrar ele almanın zamanı geldi.

Daha önceki yazımda bahsettiğim gibi Hadrianus'un evlatlığı olan Markus Aurelius, hükümdarın ölümünden sonra eski Roma'ın başına geçmiştir. Önce Vikipedia'dan bilgilerle devam edip sonra Burdur müzesinden edindiğim heykel ile ilgili bilgileri aktaracağım.

Sıkmadan, kısaca...

Marcus Aurelius Antoninus Augustus (26 Nisan 121 – 17 Mart 180161 - 180 yılları arası Roma İmparatoru. 96 - 180 yılları arasında görev yapan Beş İyi İmparator'dan sonuncusudur ve aynı zamanda en önemli Stoacı filozoflardan biri olarak kabul edilir.
Adını ilk olarak Asya'da yeniden güçlenmeye başlayan Pers İmparatorluğu'na karşı ve limes Germanicus (Cermen sınırı) boyunca Cermen kabilelerle yaptığı savaşlar ve ardından Tuna nehrini aşmasıyla duyurur. Doğuda, Avidius Cassius önderliğindeki bir isyanı bastırmıştır.
Marcus Aurelius'a ait (Meditations / Kendime Gözleyişim) adlı felsefi eser 170–180 arasında savaştayken yazıldı. Eser edebi bir başyapıt olarak günümüzde bile hala saygı görür ve "mükemmel vurgusu ve sonsuz narinliği" ile övgüyü hak eder. 

Savaşmak zorunda kaldığı bilgisini aldık, ancak tesis ettiği barış ortamı O'nun hakimiyetinden 
sonra  sona ermiştir.  Sagalasos'ta tiyatro ve hamam da dahil olmak üzere şehircilik konusundaki 
yapılara ek olarak bir çok anıt O'nun döneminde yapılmıştır ama mali sıkıntılara da sebep olmuştur. 
Resimde görülen heykel başının tüm gövde ile büyüklüğü Hadrian'ınkinde olduğu gibi 5 m.'yi 
geçmektedir. İris kısmı işlenmemiş gözler ve saçlarda kısıtlı matkap kullanımı heykelin M.S. 165
yıllarında yapılmış olduğunu gösterir.

6 Aralık 2016 Salı

Hadrianus

Bu pazar Burdur kültür gezisine katıldım. Bucak'ta kahvaltı ettikten sonra, Sagalasos antik kentini gezdik. Daha sonra o yörede bulunan tarihi eserleri Burdur Müzesi'nde gördük. Antik kentte birkaç heykel vardı ama bunlar imitasyonmuş. Orijinalleri müzede saklanıyor. Müzenin hemen girişinde Hadrian heykeli başı, yanında da kocaman bacağı vardı. Heykelin toplam büyüklüğü 5 metreymiş. İmparatorun gençlik yıllarına ait heykel, Roma hükümdarlarının traşlı ve kısa saçlı betimlemelerinden farklı olarak, imparator heykellerine antik Yunan tipi kıvırcık saç ve sakalı getirmiş. Kullanılan beyaz mermerin Afyon İscehisar'dan getirildiği tahmin ediliyor, heykeltraşın da bu yöreden geldiği belirtiliyor.

Hadrian'ın kim olduğunu merak ettiyseniz, Vikipedia'dan alınmış aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz. Burdur gezimle ilgili paylaşacak çok şey var bu sadece bir başlangıç :) Daha sonra yazacağım Marcus Aurelius'un, Hadrianus'un evlatlığı olduğunu da burada belirtmekte yarar var.

Publius Aelius Traianus Hadrianus (24 Ocak 76 – 10 Temmuz 138)

Bir söylenti Hadrian'ın İspanya'da doğduğunu anlatsada da, kendi yazdığı ve şimdi kayıp olan otobiyografisine göre Hadrian, Roma'da 24 Ocak 76'da İtalyan kökenli ama kuşaklar boyu İspanya da yaşamış bir ailenin üyesi olarak doğdu. Praetorian dereceden bir senatör olan Babası Publius Aelius Hadrianus Afer, zamanının çoğunu Roma'da geçirirdi. Hadrian’ın ataları İtalya'daki antik bir kent olan Picenum, Hadria'dan gelir, ancak aile Scipio Africanus Major'un Hispania Baetica'yı fethinden hemen sonra buradaki Italica şehrine yerleşmişlerdir. Hadrianus Afer, gelecekteki imparator Trajan'ın kuzeniydi. Karısı Domitia PaulinaGades'dendi (Cadiz) ve Domitii'ler başka bir İspanya kökenli aileydi. Hadrian'ın Genç Domitia Paulina adında bir kız kardeşi vardı. Afer'in 85 civarında ölümünden sonra o sıralar dokuz yaşında olan Hadrian, Trajan ve Publius Acilius Attianus'un vesayeti altına girdi (daha sonra Trajan’In Praetorian Prefect'i olan). Hadrian, döneminin genç aristokratları gibi değişik konularda eğitildi ve Yunan Edebiyatı öğrenmeye olan düşkünlüğü nedeniyle kendisine Graeculus ("Küçük Yunan") lakâbı verildi.
Hadrian 14 yaşındayken Italica'yı ziyaret etti ve orada askere yazıldı ancak bundan sonra gelişiminden sorumlu olan Trajan tarafından geri çağrıldı. Onuruna colonia yapıldığı halde Hadrian Italica'yı bir daha hiç ziyaret etmedi. İlk askeri görevi Lejyon II ''Adiutrix'' tribune'lüğüydü. Sonra, Germanya'daki Lejyon I ''Minervia'''ya transfer oldu. 98'de Nerva ölünce Hadrian, Trajan'ı hemen şahsen bilgilendiren ilk kişiydi. Önce yukarı Pannonia lejyon'una legate ve sonunda da aynı eyalete vali oldu. Aynı zamanda kısa bir süre için Atina archon'u ydu ve Atina vatandaşlığına seçilmişti.
Hadrian Dacia'lılara karşı yapılan savaşta oldukça aktifti (Lejyon V ''Macedonica''legate'si olarak) ve rivayete göre başarıları içim Trajan'dan ödüller kazanmıştı. Saltanatında askeri eylemlerin yokluğuna bağlı olarak, Hadrian'ın askeri becerileri hakkında çok fazla bilgi yoktur, her halukârda ordu hakkındaki güçlü ilgisi, bilgisi ve yönetim becerisinin ispat ettikleri onun olası stratejik yeteneğini gösterir.
Hadrian, Trajan'ın İran seferine onun karargâhında legate olarak katıldı. Hadrian ne başlangıç aşamasındaki zaferlerde, ne de savaşın ikinci aşamasında isyan Mezopotamya'ya yayıldığında kayda değer bir şey yaptı. Her halukarda Suriye valisinin artan huzursuzluğu düzenlemek için Dacia'ya gönderilmek zorunda kalınmasının ardından, Hadrian'a bir yerdeğiştirmeyle Suriye valiliğine getirildi ve kendisine özgürce komuta etme yetkisi verildi. Trajan ciddi olarak hastaydı ve Roma'ya dönmeye karar verdi. Hadrian, ordunun arkasını kollamak için muhafız olarak Suriye'de kaldı. Trajan, iyice hastalanmadan önce ancak Selinus'a kadar gelebildi. Hadrian, her halukârda apaçık halef olduğu halde henüz Trajan'ın varisçisi olarak evlat edinilmemişti. Karısı Plotina (Hadrian destekçisidir) tarafından refakât edilen Trajan, ölüm döşeğinde yatarken, sonunda Hadrian'ı halefi olarak evlat edindi ve ardından öldü. İddialara göre olayların şekli başka türlü olsaydı sorun bu kadar sessiz çözülemezdi.

3 Aralık 2016 Cumartesi

Biraz da Maneviyat

Bu yazımda ben size eski bir duayı aktaracağım ama bununla ilgili verilen bilgileri unuttum, yani ne zaman söylenmiş, hikayesi nedir vs. Pranik Şifa öğreten bir arkadaşım var, O bu duayı İngilizce'den çevirip, çıktısını alıp bize vermişti. Buluştuğumuz zaman daha fazla bilgiyi hatırlatmasını isteyip sizinle paylaşabilirim :) 

Michelangelo - Adem'in yaratılışı
Şimdi duamızı kalbimizle okuyalım...


Büyük Yakarış

Tanrı'nın Zihninin içindeki Işık noktasından
İnsanların zihinlerinden içeriye ışık aksın.
Işık dünyaya insin.

Tanrı'nın Kalbinin içindeki Sevgi noktasından
İnsanların kalplerinden içeriye Sevgi aksın.
Tanrı'nın Yüce Habercisi Dünya'ya dönebilsin.

Tanrı'nın iradesinin bilindiği Merkezden
İnsanların küçük iradelerine Amaç yol göstersin
Üstatların bildiği ve hizmet ettiği amaç.

İnsan ırkına seslendiğimiz merkezden
Sevginin ve Işığın Planı yürüsün
ve şeytanın yaşadığı kapıyı mühürleyebilsin.

Işık ve Sevgi ve Kudret Dünyadaki Planı düzeltsin.

-Alice Bailey kanalıyla Üstat D.K.

2 Aralık 2016 Cuma

Benim sevmekten başka işim yok ki

Bugün hayatı seviyorum,
Yarın da bir neden bulur severim..
Daha sonra yeniden keşfeder,
Yeniden severim..
Benim sevmekten başka işim yok ki..

Cemal Süreya


İşte benim güzel bir gece geçirdikten sonra sabah uyanınca hissiyatım. Bir de güneş açmış pırıl pırıl parlıyorsa, değmeyin keyfime. Dün bir arkadaşımla Fantastik Canavarlar Nelerdir ve Nerede Bulunurlar filmine gittik, güzel bir yemek yedikten sonra.


Film biraz çocuksu ama çok eğlenceli, memnun ayrıldık. Bana günlük hayatı unutturabilen herşeyi seviyorum. İş çıkışı kendinize zaman ayırın. Unutmayın güzel bir gün, geceden başlar.

Cuma gününüz hayırlı, haftasonunuz mutluluk dolu geçsin...

1 Aralık 2016 Perşembe

Gooogoook: Yeni Yıl Çekilişi

Bayanlara yönelik yılbaşı çekilişi var duyurulur :) Ben katııyorum, siz de şansınızı denemek isterseniz buyurun:

Gooogoook: Yeni Yıl Çekilişi: Merhaba,  Bu sene blog takipçilerime hediye verememiştim, yıl bitmeden bir yeni yıl çekilişiyle yılda bir kere de olsa bloğumu izleyen...

28 Kasım 2016 Pazartesi

Zeytintaşı Mağarası ve Karataş Köyü Yürüyüşü

Biliyorsunuz her hafta Pazar günü Antalya civarında farklı rotalarda yürüyorum. Bu haftasonu Göç Yolu Yolcuları adlı farklı bir  grupla ilk defa yürüdüm. Yolumuzun üzerinde dağ çilekleri, keçiboynuzları, alıç ve yaban mersinine rastladık ve hepsinden yedik. Ben en çok dağ çileği yedim, tadı çok güzel ve kırmızı bir meyve olduğu için antioksidan deposu olduğundan şüphem yok. Doğanın bize sunduğu bu ilaçsız ve gübresiz meyveleri yemek sanırım vücudumuzu da sevindirmiştir :) 

Bu yürüyüşümüzde Antalya'nın Serik ilçesine gittik. Önce Zeytintaşı mağarasını gezdik, çok güzeldi ancak içeride resim çekmemize kesinlikle izin yoktu. Mağarayla ilgili bir Youtube videosu koyacağım, buranın yaşının 14 milyon öncesi olduğu söyleniyor. Spagetti makarnaya ve perdeye benzeyen sarkıt ve dikitleri var. Bu makarnaların içi boş ve su ile dolu. Yılda 0.5 ila 1 mm uzuyormuş bu sarkıtlar. Oluşumu ne kadar zor değil mi? Gözleri gibi korumalarına şaşmamak gerek.


Yanımdaki Buket, orada tanıştığım bir arkadaş. Daha yolda biririmize ısınıverdik. İkimiz de yanlız katıldığımız için bu yürüyüşe, genellikle biraradaydık.  


Videonun en azından başlarını izlerseniz mağara hakkında bilgi sahibi olursunuz. Yolunuz düşerse mutlaka uğrayın, iyi bir rehberle gezdiriyorlar burayı.

Mağara gezisinden sonra yürüyüş başladı. Size görsel şölen sunacak fotoğraflarım var. Öğle yemeği molasından sonra bitkilerin içinden yeni bir patika açıp oradan yürüdük bir süre. Bir de tek adım büyüklüğünde geçiş yeri olan bir dağ yamacından geçtik. Gerçekten tam adrenalin tutkusu olanlar için, beni biraz ürküttü ;)

Yürüyüş Karataş Köyünde bitti. Bakın bu rotada hangi güzellikler vardı...




Dağ çileği


Keçiboynuzu

Yaban mersini

26 Kasım 2016 Cumartesi

Super Ay

Superay meydana geldiği zaman yani 14 Kasım'da, çok bulutlu bir hava vardı Antalya'da. İlk doğduğu sıralar gökyüzünde aydan eser göremedik. Bu özel gökyüzü olayları benim için çok önemli. Her zaman da öyleydi, şimdi 2 kat önemli. Ne de olsa Uzay Bilimleri ve Teknolojileri bölümünde doktora yapıyorum. Uzaktan Algılama departmanında olsam da...  

Akşam oldu, biz ayı göremiyoruz ama bu bizi yıldırmadı. Tam ayın olması gereken yere bakan bir restoranın bahçesine oturduk. Kanada'dan ablam gelmişti ve onun arkadaşlarıyla beraber güzel bir akşam geçirdik. Sonra bir baktık ki ay bulutların arasından görünüyor, bulutların oluşturduğu dumansı bir tabakanın altında normalden büyük, ama abartı bir büyüklükte değil, pırıl pırıl parlıyor.

Buraya koyduğum resim cep telefonu uygulamasıyla filtrelenmiş hali fotoğrafın. Yoksa ayın ışığı bulutlardan dolayı çok dağınık görünüyordu, tabi ay doğarken çok daha büyük görünüyor, ama onu kaçırdık maalesef.

Ertesi gün de ayı sahilden izlemişim ki değmeyin keyfime. Yanımda bir arkadaşım, sazıyla birlikte. O çaldı birlikte söyledik, karşımızda yakamoz...

Nedir bu süperay? diyenlere, Winsconsin-Madison Üniversitesi'nden Terry Devitt'in yazdığı bir makaleden okuduğum bilgilerden seçtiğim cümlelerle yanıt vereyim. Uydumuz son 70 yılda ilk defa bu kadar yakın konuma gelmiş. Ama her zaman ayı gözlemleyen biri için bunun çok da fazla bir farklılık göstermediğine işaret ediliyor. Perigee denilen bir kavram var. Bilindiği gibi ay dünyanın çevresinde eliptik bir yörüngede dönüyor. Perigee ayın bu elipsin enberi noktasında olduğunu işaret ediyor, yani yörünge elipsinin kısa mesafesinde. 14 Kasım'da ay normalden %7 daha büyük görünmüş ve 2034'e kadar da bu kadar yakın görünmeyecekmiş.

Umarım izlemişsinizdir. Gerçekten, izlenmesi fark yaratan bir gök olayıydı bence. Mutlu bir haftasonu dilerim. 

23 Kasım 2016 Çarşamba

Kasnak Meşesi Ormanı


Geçen pazar günü, güzelim kahverengi meşe yapraklarının yerleri katmanlarca örttüğü Isparta iline bağlı Kasnak Meşesi ormanına gittik. Yakın bir arkadaşımla sözleşip buradaki onlarca yürüyüş grubundan biriyle sabah 8'de yola çıktık. 



Bir köyde mola verdikten sonra saat 12'de ormana ulaştık. Orman adeta bir masal diyarıydı. Yaprakları fırlatıp başımızın üstünden uçuşurken, yaprakların üstünde yatarken, ağaçlara sarılırken fotoğraflar çektik. Tabi sizin fotoğraflarınızı başkaları çektiği için ben henüz edinemedim bu fotoğrafları. Bunlar bendekiler..





Burası doğayı koruma alanıymış, ormanın içinden yürüdükten sonra taşlarla kaplı zeminde dik bir çıkışımız oldu. Nasıl nefesim kesildi, bacaklarım titredi anlatamam. Belki de titremedi ama yorgunluktan bende o hissiyatı yarattı. Taş yokuş bitti, toprak üzerinde tatlı bir eğimle yolumuza devam ettik ama benim o esnada başım hafiften döndü, bayılacağım zannettim. 

Sonra öğle yemeği molasında öyle bir dinlenmişim ki... Yolun kalanı da iniş, lay lay lom, enerjim tekrar yerine geldi. Sohbet ede ede bitirdik parkuru. Yürüyüşün bitmesine yakın gruptaki hemen hemen herkes birbiriyle birazcık da olsa sohbet etmiş, tanışmış oluyor. Benim en sevdiğim şeydir zaten yeni insanlar tanımak.

Yürüyüşte zorlanmak o esnada çileli ama sonrasında insanda bir zafer kazanmış duygusu yaratıyor. Pazar günlerini temiz havada, sporla ve arkadaşlarla geçirmenin güzelliği, enerjisi tüm hafta verimliliğinize yansıyor. Herkese şiddetle tavsiye ederim ;)

18 Kasım 2016 Cuma

Kazananın Laneti - Marie Rutkoski

Merhabalar, sanırım yazı yazmayalı bayağı oldu. Yazmayı çok özlüyorum, o yüzden yeni bir konu çıksa yazmak için fırsatı kaçırmıyorum emin olabilirsiniz. Bir blog yazısında tavsiye olarak görüp kitap fuarından aldığım bir kitap Kazananın Laneti. Genç yetişkin romanı ama her yaşa hitap edebilecek kalitede. Ben kafamı boşaltacak birazcık olsun hafif kitapları seviyorum. Kitap su gibi akıyor, kendimi kitabın geçtiği zaman ve mekanda yaşarken buluyorum. Kitapta olaylar nasıl gelişiyorsa psikolojim de o sayfalarda değişiyor. Yaşadığım zamandan kopuyorum yani. En azından bu kitabın bunu başardığını söyleyebilirim.


Kitapta zaman ve mekan tamamen soyut olarak kurgulanmış. Krallıkla yönetilen, keskin ve sert kuralları olan bir toplum Valoryalılar, Herraniler üzerinde üstünlük kurmuş ve onları köle olarak çalıştırıyorlar. Askeri güç ön planda. Kestel, bir generalin kızı ve babası asker olmak veya evlenmek arasında bir seçim yapmasını istiyor. Oysa aşk Kestel'in, bir müzayedede satın aldığı Herrani bir köle ile arasında gelişiyor. Tahmin edileceği gibi iki toplum arasındaki düşmanlık üst düzeyde...

Son olarak söyleyebileceğim daha sonra Herranilerin ayaklanıp yönetime el koymaya çalıştıkları. Sonu ne olacak, iki genç biraraya gelebilecekler mi, Herraniler amaçlarına ulaşabilecekler mi? Henüz ben de bilmiyorum, kitabı okumayı düşünenler için bilinmemesi ve buraya yazılmaması daha iyi ;)

Yukarıdaki fotoğraf kitabın bir kısmını okuduğum cafeden. Akşamüzeri bir tek rakı canım çekmiş, yanında ufak bir parça beyaz peynirle içmiştim. Sonra da bu kedi masamda kalan peynir kırıntılarını koklayıp yaladı. Bu şekilde bir misafir ağırlayıp masadan kalktım anlayacağınız :) Mutlu günler :)

30 Ekim 2016 Pazar

Başınıza gelen kötü olaylar

Başınıza gelen kötü olayların azlığı değil, kötü olaylarla başa çıkma beceriniz sizi büyük yapar. İnsan aştığı engeller kadar büyüktür. Eğer sizi durduracak bir engelle karşılaşmışsanız, bir duvara çarpmışanız, ne kadar erken toparlanırsanız ve hayata kaldığınız yerden devam ederseniz o kadar kardasınız. Hayata küskün kalmayın! Bu sadece zaman kaybıdır ve hayata geç kalırsınız.



Kimse mükemmel değil. Sözlerinizin, davranışlarınızın, tepkilerinizin mükemmel olmasını beklemeyin. İdealleştirdiğiniz insanlar da benzer hataları yapar. Hata yapmanız birşeyler yapmak için çabaladığınızı gösterir, gerekli bile denebilir. 

Bir insan ne istediğini ne kadar net bilirse o kadar net kararlar alabilir. Hedefleriniz ne kadar net olursa, başınıza gelen kötü olaylardan o kadar az etkilenir, çabuk toparlanırsınız. Kararlarınızı alırken kalbinizi dinlemeyi unutmayın. Yürüdüğünüz yolun kalbi olmalı, kalbi olmayan yolu terk edin. 

Son olarak ilham verici bir söz: "İnsan zihni yeni bir fikre uzandığında bir daha eski boyutlarına dönmez." Oliver Holmes

Mutlu bir pazar günü olsun 🙏❤

29 Ekim 2016 Cumartesi

Cumhuriyet Erdemdir



Cumhuriyetimizin 93. yılı kutlu olsun, cumhuriyetimiz sonsuza dek yaşasın...

Bu sefer başarıya giden yolda, Atatürk'ün yol gösterici fikirlerini yazacağım. Ne de olsa "Ülkemizi en yüksek medeniyet seviyesine ve refaha kavuşturmak" cumhuriyetimiz için belirlenen hedefler arasında. 

Bu konuda gençliğe hitabesinde "Vazifeye atılmak için içinde bulunduğun şartların imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin" demiş. Olanaksızlıklar olabilir ama bizi yıldırmamalı...

Atatürk, büyük yaşamak için yapılması gerekenleri de özetlemiş: "Büyüklük odur ki hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın, memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek, o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır, herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. İşte sen burada direneceksin. Önünde sonsuz engeller yığılacaktır. Kendini büyük değil küçük, araçsız, hiç telakki edecek, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak o engelleri aşacaksın. Ondan sonra sana büyüksün derlerse, bunu diyenlere güleceksin." 

Başarılarınız daim olsun.


Alıntılar: Mümin Sekman - Herşey Seninle Başlar

27 Ekim 2016 Perşembe

Dünyadan Yansıyan Güneş Işığı (Earthshine) Nedir?


Yukarıda, ayın hilal evresi ve Merkür'ün 29 Eylül 2016 sabah saatlerinde kavuşumu fotoğraflanmıştır. Sol yukarda bulunan Merkür, Ay'a göre derecenin onda yedisi (yaklaşık bir buçuk ay çapı) uzaklıkta ve hilalin yukarısındaki bölge hilale göre sadece yüzde 2 aydınlıktır. Yine de 2.5 saniyelik bir pozlama, tüm ay diski üzerindeki detayları ortaya çıkarır. Leonardo Da Vinci, parlak olmayan bölgede oluşan bu loş aydınlığın (hilal evresinde) dünyadan yansıyıp aya ulaşan güneş ışığı (earthshine) olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü Dünya'nın parlaklığı (albedo), bulut örtüsünün, kar örtüsünün veya diğer faktörlerin yoğunluğunun yüzdesine bağlı olarak az oranda değişir. Hem kar hem de bulut örtüsünün kışın yoğun olduğu Kuzey Yarıküre'de, ilkbahar aylarının başlarında genel olarak biraz daha parlak olur. 

Jüpiter ve Hilal kavuşumunu 28 Ekim sabahı, yani yarın sabah, siz de gözlemleyebilirsiniz.


Kaynak: http://epod.usra.edu/blog/2016/10/earthshine-crescent-moon-and-mercury.html

Yeteneğimizi Sergilemekte Cesur Olmak

Günlük doz kişisel gelişim dersimizi alalım hep beraber :)

'Yeteneksiz ama atak' olmak değil, yeteneğimizi sergilemede cesur olmak gerekir. Birinci görevimiz yetenekli olmak ya da neye yeteneğimiz olduğunu keşfetmek, ikinci görevimiz yeteneğimizi sergilerken çevrenin 'yapamazsın'larından ve denemelerimizin sonuçsuzluğundan etkilenmemektir.



Sınırlayıcı telkinlere karşı bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak:
  • Dış referanslı değil iç referanslı olmak, çevrenin olumsuz sözlerinden etkilenmemek.
  • Elinde başaracağına dair yeterli kanıt olmasa da, kaybetme ihtimali kazanma ihtimalinden fazla gibi görünse de, hayalleri için tutkuyla çalışmak.
  • Binbir zorlukla aşılan engelden hemen sonra yeni bir engelle karşılaşıldığında hemen yılmamak.
  • Kendi iç motivasyonunu yok edecek iç konuşmaları fazla yapmamak ya da bunu yaptığını fark ettiğinde kısa kesmek.
  • Hak ettiğini alamasa da mesleğini yaparken elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etmek. "Ne kadar para o kadar köfte" anlayışıyla iş yapmamak. İşinin kalitesini maaşının karşılığı değil, kişiliğinin ifadesi olarak görmek.
  • İçinde bir gün bir şekilde istediği yere geleceğine dair -bazen zayıflasa da- güçlü bir his taşımak. Kendisinin özel biri olduğunu düşünmek. Kendine başarısızlığı yakıştıramamak.
  • Kendini kanıtlamaktan, meydan okumaktan hoşlanmak. Ünvan maçlarından ve ölçülebilir sonuçlardan kaçmamak. Performans değerlendirmesinden korkmamak.

Kaynak: Mümin Sekman - Herşey Seninle Başlar
Resim kaynağı: http://qha.com.ua/tr/spor/kirimli-jimnastikci-dunya-kupasi-nda-uc-madalya-kazandi/146602/

26 Ekim 2016 Çarşamba

Başardılar Çünkü Başaramayacaklarını Bilmiyorlardı!

"Tembel ama zeki bir öğrencinin ünlü hikayesini bilirsiniz. Kahramanımız matematiği sevmez ve ders sırasında uyumaktadır. Teneffüs zili çalar ve bizimki uyanır. Tahtada gördüğü matematik problemini ev ödevi sanarak defterine geçirir.

Eve döndüğünde günlerce uğraşır ama soruyu çözemez. Sonunda hırs yapar. Tekrar tekrar dener ama çözemez. En sonunda her nasılsa soruyu çözer. Bir sonraki matematik dersinde, öğretmenine ev ödevini gösterip cevabını kontrol etmesini ister. Öğretmen şok olur. Çünkü öğretmenin bir önceki gün tahtaya yazdığı soru, matematik tarihinde çözülememiş soruları anlatırken örnek verdiği, cevabı şimdiye kadar bulunamayan sorulardan biridir.

Öğrenci o sorunun şimdiye kadar çözülemediğini bilmediği için defalarca denemiş, sonunda çözebilmiştir. Kahramanımız büyük bir iş başarmıştır, çünkü o işin 'başarılamayacağını' duymamıştır. Bazı şeyleri bilmemesinden aldığı cesaretle başarılı olmuştur.

Diğer öğrencilere gelince onlar çözülemeyeceğini bildiklerinden, onlar 'mantıklı' ve 'gerçekçi' hareket etmiş, çözmek için hiçbir şey yapmamışlardır. 

Bilgi güçtür ama bazen bilgi insanın gücünü sınırlandırır. 'Öğretilmiş' çaresizlik derslerini almayı reddeden insanlar, neyi başaramayacaklarını bilmeden büyürler. Girişteki öyküde olduğu gibi en büyük işleri de çoğu kez bunlar başarırlar. 

Öğretilmiş çaresizlik ve kaybetme kültürünün egemen olduğu bir toplumda yaşadığımız için, genellikle çevremizdekilerin, "Yapamazsın" dediklerini yaparak başarılı oluruz. İnsan kendi iç akışıyla ilerlemeyi öğrenmeli. Çevren yapamayacağını söylüyorsa, içinden ve dışından daha inançla, daha ısrarla, daha yüksek sesle yapabileceğini söyle."


Kaynak: Mümin Sekman - Herşey Seninle Başlar
Resim kaynağı: http://alternatifanne.com/cocugum-zeki-ama-tembel-diyorsaniz-dikkatli-olun/

25 Ekim 2016 Salı

Özgüven Bulaşıcıdır

Bilgisayar programlama dersinde sıkılıp, tam anlamamaktan kaynaklanan biraz bir çaresizlik hissi oluşunca böyle bir yazı yazmak istedim. Hem dinlenme, hem de zor bir iş yapmanın yarattığı bu hissiyatı zaman zaman yaşayanları rahatlatmak için birebir.

"Özgüven ya da güvensizlik bulaşıcıdır. Özgüveni yüksek insanlarla birlikte yaşadıkça hayatı onlar gibi algılamayı öğrenirsiniz. 'Kaygıyayar' insanlarla yaşarsanız, size korku merkezli yaşamayı öğretirler. Arkadaş seçiminizi bir de bu kriterle değerlendirmeye ne dersiniz?

Hayatta çocukluğunuza dönüp her şeyi yeni baştan yaşamaktan daha güzel olan bir tek şey vardır, çocukluk hayallerinizi bugün yaşamak. 


Kendine güvenmenin ötesinde birşey vardır, kendini bilmek! Profesyonel test teknikleriyle neyi yapabilip neyi yapamayacağını, bilgi ve beceri tabanını, kişilik eğilimlerini, güçlü ve zayıf yönlerini belirlemekten bahsediyorum. Kendi gerçeğinizi ne kadar iyi tesbit ederseniz, kendini kartal sanan tavuk ya da kendini tavuk sanan kartal olma ihtimaliniz o kadar azalır. Herkes kendini bilmeli, kendini bulmalı, kendi olmalı. Kendi biricik becerisini keşfetmeli. Kendiniz hakkında bilginiz ne kadar azsa, kendinizi olduğunuzdan farklı sanma ihtimaliniz o kadar yüksek olur. Kendinizi iyi öğrenin!

Üç limitimiz var; gerçekte yapabileceğimiz, yaptığımız ve yapabileceğimize inandığımız.

1. Yapabileceklerinizin limitini eğitim(bilgi) ve yetenek seviyemiz belirliyor.
2. Yapabileceğimize inandıklarımızın limitini özgüvenimiz ve hayal gücümüz belirliyor.
3. Yaptıklarımızın (mevcut sonuçlarımızın) düzeyini ise motivasyon seviyemiz belirliyor.

Size bir hayat sloganı teklif edeceğim. Sizin başarısız olacağınızı düşünen insanları görüp cesaretiniz kırıldığında içinizden şunu tekrarlayın: "En iyisini daha görmediler!" Gururla ve çekinmeden, bu sözü içinizden birkaç defa tekrarlayabilirsiniz. 

Gerçekten de öyle, onlar sizin en iyi halinizi daha görmediler. Hatta belki siz bile görmediniz! Yapabileceğinizin en iyisini daha yapmadınız. Sizde yaptıklarınızdan daha fazlası var. İnsan mevcut sonuçlarından daha büyüktür. Kesinlikle her insan daha iyisini yapabilir, daha iyi bir yerde olabilir.

Yanlız bunu söylemekle yetinmeyin, gösterin onlara!"

Yaptığınız her işi daha iyiye taşımanız dileğiyle...



Kaynak: Mümin Sekman - Herşey Seninle Başlar
Resim kaynağı:  http://comicvine.gamespot.com/forums/battles-7/superman-vs-guardians-of-the-universe-1532563/

14 Ekim 2016 Cuma

Başarı Başınıza Gelebilecek En Güzel Şeydir

Bu gidişle Mümin Sekman'ın Herşey Seninle Başlar Kitabı'nın büyük bir kısmını burada okuyabileceksiniz :) Altını çizdiğim o kadar çok yer var ki, nereden başlayıp neleri aktarayım diye seçmekte zorlanıyorum. Her bölüm bittiğinde yazmak istediğim bir sürü şey birikiyor. Konuların düzgün ifadesi ve hedefi 12'den vurması bunun en önemli sebeplerinden. Sıkmadan can alıcı yerleri yazmak için kimi zaman cümle cümle gideceğim, kimi zaman da daha uzun olarak yazacağım. Rahatlayın, arkanıza yaslanın, kahvenizi yudumlarken başlayın okumaya...

Resim: http://felsefecim.com/basarisozler.html

Ne kadar başarılı olursanız, o kadar özgür olursunuz
Başarının getirdiği en büyük armağanlardan birisi de kişisel özgürlüktür. Sevmediği insanlara katlanmak zorunda kalmamak da bu özgürlüğe dahildir. Başarı başarıyı çeker. Zor ve önemli olan ilk başarıdır.

Kötü insanlardan intikam almanın en güçlü ve en zekice yolu başarılı olmaktır. Çoğumuz başarılı olmak için acı çekmiyoruz, acı çektiğimiz için başarılı oluyoruz. Her başarılı insanın içinde, dışarıdan görülmeyen bazı yaralar vardır. En görkemli başarılar, yüreği yaralı insanlardan çıkar. "Her büyük başarı, yanan bir yüreğin hikayesidir."

Başarının sadece kendimize faydası yoktur. Başarı, insanlara yardım imkanı da verir. Sizde olmayanı başkasına veremezsiniz.

Doğa yasasısıdır; daima yüzünüzü döndüğünüz yönde ilerlersiniz!

Zirvelerin tanrısı, huzur değil hareket, saadet değil görkem, samimiyet değil profesyonellik ister. 

Başarı, çok ve sık gülmek; çocukların sevgisini ve akıllı insanların saygısını kazanmak; içtenlikli eleştirilerin kıymetini anlamak ve kötü arkadaşların yoldan çıkarma girişimlerine dayanabilmek; güzeli anlamak; başkalarında en iyiyi bulmak; sağlıklı bir çocukla, güzel bir bahçe ya da saygın bir sosyal durumla biraz daha iyi bir dünya bırakabilmek; hatta bir tek kişi bile olsa, birilerinin siz yaşadığınız için daha rahat nefes aldığını bilmektir.

13 Ekim 2016 Perşembe

Başarı basamaklarını tırmanırken sonucun gelmesi gecikince ne yapmalı?

Mümin Sekman'ın Herşey Seninle Başlar kitabında benim attığım başlığa benzer bir bölüm var. "Tırnaklarıyla kazıyıp bir yere geldi" dediğimiz kişilerden biri de benim. Harita Mühendisi'yim ve Uzaktan Algılama üzerine uzmanlaşmak için olmadık yollardan geçtim. Mezun olduktan yıllar sonra yüksek lisansımı tamamlayabildim. Çünkü İstanbul'dan Antalya'ya taşınmıştım ve ders dönemim bittikten sonra herşey yarım kaldı. Babamla bir firma kurup çalışmaya başladıktan yıllar sonra Akdeniz Üniversitesi'nde başka bir bölümde konuyla ilgili bir hoca yardımcı danışmanım oldu ve ben yüksek mühendis oldum. Tez çalışmamı yaparken bana burada ençok yardımcı olan hocayla çalışmak için Yrd. Doç. olmasını bekledim sonra birkaç yıl... Harita Mühendisliği Akdeniz Üniversitesi'nde yoktu ve ben bu hocamın peşinden Ziraat Fakültesinde doktoraya başladım. Babamın işi de tarım üzerineydi aslında çok ideal bir kombinasyondu ama bilimsel hazırlığı tamamlamak için 2 yıl lisans dersleri aldım. Tam ders dönemim bitti, hocam başka bir bölümden teklif aldı, Uzay bilimleri ve teknolojileri  bölümünde bölüm başkanı oldu. Yeni bir bölüm olduğu için ben geçiş yapamadım ve bulunduğum fakültede doktora yeterlilik sınavına girdim ve geçtim. Bu arada hocam 1 sene Amerika'da kaldı, dönünce doktora programı açılmıştı ve ben nihai bölmüme geçiş yaptım. Benden tekrar bilimsel hazırlık istediler, 1 sene lisans düzeyinde uzay fiziği ve teknolojileri konularında dersler aldım. Şimdi tekrar doktora yeterlilik sınavna gireceğim! Akranlarım Doç. oldu benim daha tezimi yapıp mezun olamama 2.5 yıl var!

Oh içimi döktüm ama şimdi kitaba gelelim...

uzaktan algılama ile ilgili görsel sonucu

"Başarılı olmayı sonuç almakla ölçmek doğrudur ama sürekli iki gözü sonuçta yaşamak doğru değildir. Zararı ise maraton tipi başarılarda, uzun süre sonuç görmese de kararlı bir şekilde çalışmak gerektiğinde, sabırsız kişilerin pes etmesine neden olmasıdır. İkinci zararı ise iyi oynadığı için kazanan kişiler yerine, sadece kazanmak için oynayan lejyoner ruhlu insanlar yaratabilmesidir.
    Genç çekirge yaşlı karate hocasına sorar:
    - Ne kadar sürede sizin seviyenize gelirim?
    - 10 yıl!
    - İki katı çalışırsam?
    - 20 yıl!
    - Üç katı çalışırsam?
    - 30 yılda!
    - Ne kadar çok çalışırsam, süre o kadar uzuyor, bu nasıl iş hocam?
    - Sen gözünü sonuca dikmişsin. İnsanın gözü bu kadar sonuçta olunca, önünü görmesi için tek gözü kalıyor!"

"Diktiğin fidanın kök tutup tutmadığını görmek için her gün yerinden sökersen, hiçbir zaman kök tutmazlar!"

"Başarı yolunda giderken bazen tembellik etmeden sabırla beklemeyi bilmelisiniz. En hırslandığınız anda, şartlar sonuç almaya uygun değilse, doğru zamanı beklemek için içinizdeki frenlere basabilmelisiniz. Tutkunuzu kaybetmeden kendinizi 'rölantiye' alabilmelisiniz. Bazen de yaptıklarınızın herhangi bir sonucunu göremeseniz de elinizden gelenin en iyisini yapmaya devam etmelisiniz. En görkemli başarılar, elde kanıt olmadan bir büyük rüyanın peşinde tutkuyla yürüyenlerin yaptıklarıdır.

Ben hiçbir tutkulu çabanın karşılıksız kalmayacağına, büyük başarı için uzun süre sonuç görülmese de tutkuyla çalışmak gerektiğine inanlardanım. Ne demek istediğimi Jacobs Riss'in bir metaforu çok iyi anlatıyor: "Çaresiz kaldığım zamanlarda gider, bir taş ustası bulur, onu seyrederim. Adam belki yüz kere vurur taşa. Ama değil kırmak, küçücük bir çatlak bile oluşturamaz. Sonra birden, yüzbirinci vuruşta taş ikiye ayrılıverir. İşte o zaman anlarım ki; taşı ikiye bölen o son vuruş değil, ondan öncekilerdir."