12 Haziran 2017 Pazartesi

Joan Miró

Sürrealizm diye bir kitabım var ve resimde sürreal akımının temsilcilerinden birer ikişer tablo resimleri ile kısa açıklamalar var kitapta. Yanlız dikkatimi çekti, açıklamalar resimle ilgili değil ressamla ilgili bazı detaylar. Joan Miro resimleri orada dikkatimi çekti. İlkokul çağında yaptığımız resimlere benziyor çizgileri :D Bir yandan tanıdık geliyor, diğer yandan da çarpıcı... Resme 1-2 sn bakıp geçme dedim kendi kendime, uzun uzun inceledim, içinde görünenden daha fazlasını aradım. Seçebildiğim figürlerin birbirleriyle alakasını kurmaya çalıştım. Doğrusu pek başarılı olduğumu söyleyemem, tamam resimdeki nesneleri benim ilkokulda çizdiklerime benzeterek buldum ama büyük resmi göremedim, bağlantı kuramadım.

Yanlız ilginç bir biçimde resim hafızaya yerleşiyor, kalıcı bir izlenim bırakıyor. Size de ressamı tanıtmaya karar verdim ve bununla ilgili bulabildiğim en ilginç sayfa onedio.com'daydı. Buraya o yazıyı aktarıyorum. Umarım siz de seversiniz ressamı, yanlız adına aldanılıp zannedilebileceği gibi bayan değil, erkek bir ressam. Hayatını aktarmaktan çok, eserlerini tanıtmak istiyorum size...



1. Bir çiftliğe koskoca İspanya’yı sığdırır!



Bir çiftliğe koskoca İspanya’yı sığdırır!
Ailesinin çiftliğini resmettiği, çocukluk yıllarını sürrealist öğelerle yorumladığı “Çiftlik” eseri seneler sonra Amerikalı yazar Ernest Hemingway satın alacak ve resim hakkında şöyle diyecektir: “Bu resmin içinde İspanya hakkında hissedebileceğin her şey var.”

2. Yetmişinde rock’n roll’u tuvallerinde yaşatır!



Yetmişinde rock’n roll’u tuvallerinde yaşatır!
Miró, ilerleyen yaşlarında kendini tekrar etmek şöyle dursun gittikçe daha deneysel teknik ve malzemelere yönelmiştir.

3. Mesela,



Mesela,
Gençliğinde ettiği “Resmi tamamen imha etme” yeminini yetmişlerinde tuvallerini türlü şekillerde tahrip ederek, kimi zaman yakarak gerçekleştirmiştir.

4. Ve,



Ve,
Bu yüzden seksenli yaşlarında Jimi Hendrix’in sahnede gitarını yakışını televizyonda izlediğinde “işte bu benim yaptığımla aynı şey!” demiştir.

5. Eserleriyle zamanda yolculuk yapar!



Eserleriyle zamanda yolculuk yapar!

6. 



"Ne Var, Bunu Ben de Yaparım" Diyenler İçin 12 Maddede Joan Miró
Katalan sanatçı kariyeri boyunca doğaya ve sadeliğe eşi zor bulunur bir enerji ile yönelmiş, ilk ilham kaynaklarından biri olan, çocukluğunda gördüğü Altamira mağara resimlerini zaman içinde kendi eserlerinde yorumlamaktan çekinmemiştir.

7. Domatesten bir heykel!



Domatesten bir heykel!
Mesela 1968 tarihli Kadın ve Kuş heykelinin ilham kaynağı ise, Miró’nun manavda bulduğu ilginç bir domatesin biçimidir!

8. Uzayı avucunun içine alır, dünyadan kaçmak için kendine bir merdiven çizer!



Uzayı avucunun içine alır, dünyadan kaçmak için kendine bir merdiven çizer!
Miró gözünü sadece doğaya dikmez, zorlu savaş yıllarında gittikçe artan bir ilgiyle başka alemlere dair hayallerin peşinden de koşar. Bu dönemde ürettiği eserlerin çoğu dünyadan kaçmak için bir araya getirilmiş bir merdiven gösterir… Bir de Steven Spielberg’ün E.T.’sine ilham olduğu rivayet edilen Personage adlı tombiş vardır!

9. Picasso’nun Guernica’sı, Miró’nun Orakçı’sı vardır!



Picasso’nun Guernica’sı, Miró’nun Orakçı’sı vardır!
İspanya lideri Francisco Franco, ülkesindeki huzursuzluğu ve şiddeti gizlemek için ülkenin önde gelen sanatçılarından Dünya Fuarı’nda sergilenecek eserler istedi. Sonuçta amaçladığının tam tersi oldu: Picasso, Guernica Köyü’ndeki kıyımı anlatan Guernica isimli eserini, Miró ise başkaldıran bir köylüyü resmettiği Orakçı adlı eserini dünyaya hediye ettiler. Guernica’nın aksine Orakçı isimli eser, maalesef günümüze gelememiş, fuar bitiminde imha olmuştur.

10. Jackson Pollock ile boyalar yoluyla sohbet etmiştir!



Jackson Pollock ile boyalar yoluyla sohbet etmiştir!
Miró 1947 senesinde Amerika’ya giderek damlatma yöntemiyle yaptığı eserlerle Amerikan resim tarihine damga vurmuş Jackson Pollock ile tanışmış, fakat Miró İngilizce, Pollock ise Katalanca bilmediği için birbirine çok saygı duyan bu iki sanatçı sohbet edememişlerdir. Ancak dil engeli Miró ve Pollock’un “ilham alışverişi”nde bulunmasına engel olamamıştır.

11. 



"Ne Var, Bunu Ben de Yaparım" Diyenler İçin 12 Maddede Joan Miró
Miró, soyut resimleriyle ilham verdiği Pollock’un serbest damlatma tekniğini çok daha kontrollü bir üslupla yorumlayarak “Mağara Kuşları II” adlı esere imza atmıştır.

12. Şişe açacağına şiir okutur!



Şişe açacağına şiir okutur!
Miró her gün kullandığımız sıradan nesnelerde başka dünyalar keşfeder, mesela bir tirbüşonu baskı eserlerinden birinin merkezine yerleştirip “Trubadur (Şair)” adıyla bambaşka bir noktaya taşır. Beklenmedik karşılaşmalar Miró için hayatın her yerindedir.

Tabiiki yapamam ben bu resimleri henüz anlamayı bile başaramamışken. Ben sevdim ama Miro'yu, bilgi dağarcığıma bir ressam daha yerleşti. Siz de bir etki bıraktı mı merak ediyorum... Sevgiler

Kaynak: https://onedio.com/haber/-ne-var-bunu-ben-de-yaparim-diyenler-icin-12-maddede-joan-miro-386081

10 Haziran 2017 Cumartesi

KIZIMIN CİCİLERİ: KIZIMIN CİCİLERİ ÇEKİLİŞİ BAŞLASIN....


Yukarıdaki ciciler için çekiliş var. Son gün!!! Yine de şansımı denemek istiyorum. Siz de katılmak istiyorsanız acele edin...
KIZIMIN CİCİLERİ: KIZIMIN CİCİLERİ ÇEKİLİŞİ BAŞLASIN....: MERHABALAR; Blog dostlarım...   Uzun zamandır yapmak istediğim çekiliş ile karşınızdayım. Son dönemlerde takı işine merak sardım malumu...

8 Haziran 2017 Perşembe

Eski Mısır'da Dini İnanış

Mısır benim için her zaman gizemini koruyan, ziyaret etmek için beni kendine çeken bir ülkedir. Tabi daha çok Eski Mısır... Üniversite yıllarımda bir arkadaşım bana bir sürü papirüs hediye etmişti (Dayısının gezisi dolayısıyla). Hep resimlerine bakar, anlamlandırmaya çalışırdım. Sonra Eski Mısır sanatı ile ilgili bir kitap alıp, oradaki resimleri inceleyerek yorumlarını okudum. Piramitleri görmek için can atar, Sfenkslerle ilgili belgeseller izlerim...

Dün akşamüstü okuldan büroma gittiğimde eski bir ajandam gözüme çarptı. Oraya bir not almışım "Eski Mısır dini inanışlarını araştır" diye. Kafamı boşaltmak istediğimden hemen Google'da arama yapıp istediğim bilgilere ulaştım. Ağır ağır okudum, öğrenmeye çalıştım. Şimdi bu bilgileri kısa kısa sizinle paylaşmak istiyorum.


Eski Çağlarda oluşan bütün dinlerin çoğunda şu dört madde, prensip olarak bulunmuştur:

1. Tanrı kavramı
2. Mitoloji ve efsaneler
3. Dini inanışlar 'Dogmes'
4. Dini ayinler

Çoğu dinlerde esas olan mukaddes kitap, Eski Mısır dininde bulunmaz. Mısır'ın tarih önceki devirlerindeki din düşünceleri, totem esasına dayanır. Birer siyasi ve idari bölme olan Eski Mısır'ın Norm'ları totem olan hayvan isimleri taşırdı. Mesela çakal, köpek, yılan, şahin normları gibi.

Klan halinde yaşayan insan grupları bir yere yerleşip siteler oluşturduktan sonra, sembolleri olan Totemler, o yerin ilahı ve mabudu olmuştur.


Mısırlılar birçok İlahlara sahiptirler. Eski Mısırlılar'da bu Tanrılar önemli bir yer işgal etmişlerdir. Eski Mısır dini, birçok ve çeşitli İlahları mukaddes saymıştır. Onların heykellerini, resimlerini yaparak şekillendirmişlerdir. Ancak 4. Amenofis devrinde tek ilahlı bir düşünce reformu, devamsız bir hareket olarak kaydedilmiştir. 

Mısır İlahları konularını gökten, topraktan, sudan, bitkilerden, hayvanlardan ve insanlardan alırlar. Mısırlılara göre herşeyin başı gök Tanrısındadır ve bütün eski tarih boyunca, Gök ve Nil İlahları daima en önemli Tanrılar olarak kalmışlardır.


Gök İlahlarının ismi ve şekli değişmekle beraber, gökyüzündeki yıldızlar, güneş ve ay en eski ve devamlı İlahlar arasındadır. Sonra yeryüzü İlahları gelir ki, toprak, su ve ağaçlar bunların sembolüdür. 

Hayvanlar alemi ise Mısır İlahları arasında en kalabalık yeri işaret ederler. Bu mukaddes sayılan hayvanlar bazen bizzat kendileri veya bir özel işaret, bazen de sadece başları ile insan vücudu üzerinde temsil edilmişlerdir. 

Mısır dininin tatbikatını rahipler yapar ve onlar bu teolojiyi düzenlerlerdi. Rahipler krallar tarafından çok zengin bir hale getirilmişlerdir. Rahipler, halk tarafından ilahlara kesilen kurbanlar ve verilen hediyelerle bol bol geçiniyorlar ve mabetlerde geniş yerlerde oturabiliyorlardı. Aynı zamanda da devlete vergi vermekten muaftılar. Angarya islerde çalıştırılmadıkları gibi, askeri görev de görmüyorlardı. Böylece halk içinde bir otoriteye sahiptiler. 
  
Mabetler, Mısır şehrinde en önemli yeri işgal ettiği gibi, abide bakımından da en büyük binalardır. Mabet Tanrıların evi, heykel ve sembollerin saklandığı mukaddes yer, ayni zamanda da totem sayılan hayvanların serbestçe girebildikleri bir bina idi. 

Ayinler, büyük dini törenlerden başka, her gün mabetlerde gerçek formüllü dualarla ilah heykellerin önünde yapılır ve bunları ya bizzat kral veya rahipler idare ederlerdi. Mabedin içine güzel kokular yakılır ve rahibeler tarafından müzik çalınarak dans edilirdi. Ayinler her gün ve her mabette aynı şekilde icra edilirdi. 

Mısır İlahlarını iki büyük grupta toplayabiliriz: Yerel Totemler “Gök” ve Yer İlahları. 

Yerel totemler, göçebe kabilelerin yerleştikleri sitelerde, mukaddes saydıkları hayvan ve putları insan vücudu ile de birleştirerek temsil ettikleri ilahlardır. Bu suretle kabile ilahları, yerel Tanrılar olmuşlar ve “sitenin hakimi” sayılmışlardır. 

İlahlar ilk zamanlarda erkek olsun kadın olsun yalnız yaşar ve hakimiyetini korumada çok kıskanç davranırdı. Fakat Mısırlı buna bir aile oluşturmakta gecikmemiş, evli düşünülen ilah çocuğu ile beraber bir üçlü sisteme geçmiştir. 


Bunda baş hakim olan baba değildir. Bazen de kadın ilahe tamamıyla hakim durumdadır.



İlah ailesiyle beraber kendi sarayı sayılan mabette oturur, bazen de yanına başka İlahların girmesine izin verebilirdi. Yeryüzünde yaşayan ve Tanrının sembolü temsil edilen Firavun da her vakit ilahin karşısına çıkabilirdi. 

Fakat kral her mabette ayni zamanda bulunamayacağı gibi, kendisine vekil olarak rahipleri bırakır ve onlar İlaha, mabede ve onun arazisine bakarlardı. 

Bazı yerel İlahların hakimiyet sahaları, zamanla da genişlemiştir. Bunun en tipik örneği Deltada Busiris eyaletinde bir ağaçla temsil edilen bitki ve ölüler İlahı Osiris'in ta Güney Mısır'a kadar gidişidir. Buradan önce Memfis'e giderek, yerel ölü ilahi olan Anubis'in yerine geçmiş, sonra da Yukarı Mısır'da Abidos'ta köpek şekline girerek ölüleri korumuştur. Sonraki devirlerde ise bütün Mısır'da Osiris ölüler İlahı olarak yer almıştır.

Son bölümdeki anlatımda gerçek insanlar ile semboloji karışmış gibi. Sanki olan olaylar daha sonra efsanevi bir halde farklı bir biçimde yayılmış. Bahsettiğim gibi yazıyı başka bir web sayfasından derledim. Pek çok yerde de aynı bilgiler olduğu için asıl kaynak hangisi emin olamıyorum. Arada serpiştirilmiş resimler de Asmek'in yılsonu sergisinden. Sergide benim ilgimi çeken resimleri fotoğraflamıştım, umarım derlemeyi ilginç bulmuş, resimler de hoşunuza gitmiştir.

 Sevgiler ❤️❤️❤️

7 Haziran 2017 Çarşamba

Burmahan Köyü'nde kiraza doymak

Geçen pazar iki arkadaşımla sözleşip daha önce hiç doğaya çıkmadığımız bir grupla kiraz yemeye gitmek üzere yer ayırttık. Tabi hafif bir parkurda yürüyüş de olacaktı. Köy adeta masallarda anlatılan mutlu insanların yaşadığı bir köy gibiydi; hem manzarası çok güzel, hem de insanları çok misafirperver. Köyün içinden yürümeye başlayıp Köprüçay ırmağının doğduğu gözeye gittik ve yol boyunca birkaç dut ile sayısız kiraz ağacına rastladık. Hepsinin tadına baka baka ilerledik. Hiç bu denli kiraza doymamıştım, belki bu kadar yemişimdir bir oturuşta ama gözüm de doydu. Midem ağrıyana kadar yedim, doyunca bırakamadım çok lezzetliydi. Taze taze dalından, yıkamadan yedik.




Şimdi de yürüdüğümüz yol, köy manzaralarıyla sizi başbaşa bırakayım.






Sevgiler...

5 Haziran 2017 Pazartesi

Atilla İlhan'ın "Bir Romancının İtirafları" yazısı üzerine

Bloglarımıza sayısız yazılar yazıyoruz, sayısız kitap okuyoruz ve bir hikaye olsun yazmak, bununla bir yarışmaya katılmak aklınızdan geçmedi mi? Benim geçti... Hatta belki bir kitap bile yazabilirim düşüncesiyle bir Yazarlık Atölyesi'ne bile katıldım. Geçmiş yazılarım içerisinde bu konudan bahsetmiş, ödevlerimi burada da paylaşmıştım. Bir hikaye yarışmasına katılmayı ise kafaya koyup, hikayemi teslim gününe kadar bitiremedim ama benzer ilanlara merakla yaklaşıyorum. 

Yazarlık Atölyesi'nden arkadaşlarla bir WhatsApp grubumuz var ve konuyla ilgili yazıları paylaşıyoruz birbirimizle. Ha bir de şiirlerimizi... Yazarlık konusunda bırakmadığımız ortak noktamız: Şiir yazmak :)

Atilla İlhan'ın Bir Romancının "İtirafları" yazısını da grupta paylaştım. Uzun bir yazı,buraya hepsini aktarmaktansa önemli yerlerinden alıntı yapacağım. Belki birilerinin içinde yazarlık hevesi uyandırabilirim :) Bu arada yazarı çok sevdiğimi söylememe bilmem gerek var mı :)


"Benim romancılığımda 'Kahraman' işi çok önemli! Nasıl oluyor bilmiyorum; çeşitli kişilerden toplanmış izlenimler, zamanla bir bileşim (daha doğrusu, acaba 'bileşke' demek mi) oluşturuyor; bir bileşke gittikçe 'fizik' nitelikler kazanıyor, o kadar ki oluşma süreci tamamlandıktan sonra, o kahraman benimle birlikte yaşayacağı olayların anaforuna dalıyor. Demek ki her kahraman tanışılmış, birlikte yaşanmış, en azından çok iyi gözlenmiş birkaç tipin bileşkesidir; birisinin toplumsal/sınıfsal konumu, ötekisinin bireysel/cinsel diyalektiği, berikinin fizik nitelikleri bu bileşkenin içinde erimiş, yeni bir kişiliğin doğmasına neden olmuştur! Ama bir kere bu gerçekleşti mi composant'lar yiter artık, yaşamaya başlamış olan 'kahraman' kendi kişiliğini edinmiştir, kendi 'biyografisini' sürdürür...
Yanlız en çok dikkati çeken, çoklarınca gerçek olmayacak, ya da yazarın imgeleminden uydurulmuş abartma bir tip sanılan Hayrun'un (Hayrunisa Bayraktar) dizi içinde gerçekten aynen aktarılmış tek kişi olmasına ne buyrulur? Kahramanların hepsi çeşitli tiplerden bileşimler ya, Hayrun bu kuralın dışında kalıyor, zira böyle bir insan İstanbul'da gerçekten yaşadı. (Önce Beyoğlu'nda rastladım, vitrinlere bakıyordu) 'Efendiden bir adam' sandım, arkadaşım O'nu gösterip 'Nasıl bulduğumu' sormuştu çünkü, fikrimi söyleyince güldü 'erkek kılığında yaşayan bir kadın' olduğunu açıkladı. Şaşırdım. Romanımda Suat'ın annesine buna yakın nitelikler vermek niyetinde olduğumdan mı nedir, tip beni ilgilendirdi, gazeteci damarımı uyandırdı: Düştüm ardına, günlerce kimdir, nedir, nerede oturur araştırdım; sonunda Boğaz'da oturduğunu, Osmanlı sadrazamlarından birisinin torunu olduğunu, yalısında 'küçük bir haremle' beraber yaşadığını öğrendim. Herşeyimle apaçık bir adamım ya, ilk yaptığım 'harbice' telefon etmek oldu: Kim olduğumu açıklayıp, amacımı belirterek yardım istedim; cevap sunturlu bir küfür, telefonun suratıma kapatılması! O zaman ne yaparsın, postu evini civarında bir kahveye serip gelenden, gidenden bilgi derler, 'kadının' yaşantısını gözlersin!

Fransızların bir sözü ünlüdür 'gerçek çoğu zaman tasarımı aşar' derler, Harun tipinde durum tamamen bu! ... 

Romanın yazacağım bölümü hangi tarihsel zaman parçasına denk düşüyorsa, önceden o döneme ilişkin kitapları sıkıca okuyorum, alıntı yapılacaksa sayfanın kenarını kıvırıyorum, ötesi yine belleğin çalışmasına kalıyor; kahramanların yaşantısı bence bilindiğine göre, iş bu yaşantısının o tarihsel çerçeve içine yadırganmayacak bir biçimde oturtulmasına bağlıdır, bu da zor olmuyor çok. Asıl zor olan, benim büyük çözüm adını verdiğim genel bileşim, yakın tarihimizin bütününü toplumsal açıdan çözümlemek, bundan içinde kahramanların yüzdüğü tarihsel bir bileşime gidebilmek! Bunu yaptıktan, yakın tarihimizin gelişmesini toplumsal bir yöntemle yerli yerine oturttuktan sonra, sınıfsal konumları önceden belli kahramanların, gerek toplumsal ve siyasal, gerek bireysel ve cinsel yaşantılarını kestirip yazabilmek, o kadar güç olmuyor." 

Yazarlık kariyerinde şimdi veya daha sonra adım atabilmemiz dileklerimle. İyi haftalar :)

4 Haziran 2017 Pazar

Cesur ve Güzel Dizisi

Normalde Türk dizisi izleme alışkanlığım hiç yoktur. Sabredemem, beğendiğim birini bile 4-5 bölümden sonra takip etmeyi bırakırım. O gün o saatte müsait olmayabilirim. Sonra da eski bölümleri izleyemem bir türlü. Bir süre sonra da zaten dizi reyting kurbanı olur, yayından kaldırılır. 

Cesur ve Güzel'i Mert Ofluoğlu'nun Kafa Dergi blogunda tanıdım. Çok beğendiğini söylüyordu, gerçi son bölümlerinden hoşlanmadığını belirtse de sonradan, bayağı iyi başlamış ve bir süre öyle devam etmiş. Ben methettiği dönemde bu diziyi izlemeye başladım. Her bölüm bir film gibi, biliyorsunuz bizde diziler çok uzun. Bir oturuşta tüm diziyi bitiremesem de parça parça izleye izleye 8. bölüme geldim. Geç başladığım için Puhu Tv'den eski bölümleri sırayla açarak izliyorum. Cep telefonuma da Puhu Tv uygulamasını yükledikten sonra, bulaşık yıkarken, çamaşır katlarken, ütü yaparken dizi açılıyor ve işler ev hanımı edasıyla sakin sakin yapılıyor:)


Bugün yeterince kitap okuduğuma kanaat getirdikten sonra çayımı elime alıp bir bölüm daha bitirdim. Memnun kaldığımı söylemeliyim, dizi ilerledikçe olaylar ilginçleşiyor. Entrikalar, kıskançlıklar ve aşk var bu dizide. Sıkılmadan izlersiniz tavsiye ederim. 

İyi pazarlar :)

3 Haziran 2017 Cumartesi

Hıfzı Topuz'un Eski Dostlar kitabı

Hıfzı Topuz bu kitabında yaşadığı dönemde tanığı yazar arkadaşlarıyla olan anılarını yazmış. Bu arkadaşlarının hayatlarındaki ayrıntıları da araştırmış sanıyorum. Anılarla başlayan kitap, hepimizin tanıdığı Sabahattin Ali, Yaşar Kemal ve Abidin Dino gibi yazarların aile üyeleri ve hayatlarından kesitlerle devam ediyor. Ben daha kitabın başlarındayım ve buraya yazabileceğim başka konular var ama bu kitaptan bahsetmek istedim, sıcak sıcak okurken... Daha önce Hıfzı Topuz'un Çamlıcanın Üç Gülü adlı kitabına başlamış ama bitirememiştim. Bu kitabı yarıda bırakacağamı sanmıyorum, güzel bir dili var ve akıcı. Ayrıca tanıdığım yazarlardan bahsetmesi merak uyandırıcı...


Fotoğraftan da anlaşılacağı üzere kütüphaneden aldığım bir kitap. Dün 3 kitap birden aldım aslında; bunun dışında Atilla İlhan'dan Bıçağın Ucu ve Yaşar Kemal'in Çakırcali Efe kitabı. Okudukça yorumlarımı sizinle paylaşacağım.

Sabahattin Ali'nin zorluklarla dolu yaşamını duymuşsunuzdur belki. Bize şiir dinletilerinden birinde anlatmışlardı, bu zorluklar sonrasında da öldürülmüş. Önce Türkçülük ve Turancılığın şiddetli savunucusuyken Almanya'da yaşadığı bir dönemde Marksist ve Leninist kitaplar okuyarak solun sesi olmuş. 1946 yılı sonlarında Aziz Nesin'le birlikte bir dergi çıkarmaya başlamışlar, fazla bahsetmeyeyim ayrıntılar kitapta :)

Bu dergide bir yazısından alıntı var. Cumhuriyetin ilk yılları, CHP'nin iktidarda olduğu dönemi eleştiriyor...

İşte o zaman bile durum pek iç açıcı değilken ve bu dönem bile eleştiriliyorken... Bende Sabahattin Ali okuma isteği uyandı diyebilirim. Siz hiç okudunuz mu, sanırım Kürk Mantolu Madonna'yı okuyan vardır? 

Haftasonunuz bu güzel havada, masmavi göğün altında, mutlu ve coşkulu geçsin! :)

30 Mayıs 2017 Salı

Keçe Sergisi

Benim sergi kaçamaklarımı biliyorsunuz. Bazen üniversiteye giderken biraz gecikme pahasına Konyaaltı Caddesi'nde inip müzeye yürüyorum. Biliyorsunuz sergi gezmek için de favori mekanım Müze Sanat Galerisi. Küçük bir mekan, eserler az ve öz oluyor, bir kez gezdikten sonra genellikle bir de alıcı gözle bakarak gezip, fotoğraf çekiyorum. 

En son gittiğimde keçe sergisi vardı. Yakın bir arkadaşımın da yapmaya merak sardığı bir işlem, keçe ile desenler oluşturmak, bu ara çok revaçta. Tabi sergide aşkın eserler vardı. Bu kadar sade bir materyalle bu güzellikte tablolar yapmak maharet ister diye düşündüm sergiyi gezerken.


Kara Han'ın eşi Ay Hatun oğlu Oğuz Han'ın doğumundan sonra anne sütünü almayıp yaşam mücadelesini Kam (Şaman) yardımıyla kazanmasından etkilenilerek yapılmıştır. (Yasemin Oğuz Güner)


Gustav Klimt, kadınların geçtiği değişiklikleri keşfeden tablolarıyla bilinen önemli ressamlardan biridir. Anne ile çocuk arasındaki ilişkinin en saf sevgiyi yansıttığını düşünerek bu reprodüsiyon çalışmayla yorumlamak istedim (Yasemin Oğuz Güner)


Şaman Kadını: Türk kadını, sosyo-kültürel hayatta sadece özel alanda değil, her dönemde kamusal alanda da etkin konumunu korumuştur. Paleolitik dönemde Şaman Kültürü ve Şamanizm ile ilgili veriler kadın şamanlar üzerinedir. Daha sonraki dönemde de Türk Kadını'nın gerek kağanların eşleri olarak devlet yönetimine katılması, savaşan taraflar arasında diplomatik ilişkiler kurulmasında rol oynadığıdır. En eski Türk kadim topluluklarının kültürü olan Şaman kültürü gücünü doğadan alan, doğayı kutsal sayan, temeller üzerine kurulmuştur. (Yasemin Oğuz Güner)


Simurg/Zümrüd-ü Anka: Arap kültüründe Anka adı ile anılan bu efsane Türkler tarafından Zümrüd-ü Anka olarak tanımlanmıştır. Efsaneye göre Anka Kuşu olarak küllerinden doğar. Bu yüzden Hıristiyanlık dahil birçok dinde yeniden varoluş, diriliş sembolü olarak benimsenmiştir.


Hayat Ağacı: İnsan tıpkı ağaç gibi toprak anadan dünyaya gelir; toprak üzerinde büyür, gelişir ve meyve verir. Ağacın meyvesinde gizli olan çekirdek gibi insanda çocuklarıyla yeniden var olur ve ağacın toprağa kök salışı gibi hayata kök salarak ebedileşir. Bu döngü, yeniden var oluş ve ebediyete kalışın ifadesi olur. Ağaç ve insan arasındaki bu yaşamsal ilişki, ağacın Tanrı'nın sembolik ifadesi oluşuyla kutsal bir anlam kazanır. (Kaynak: Doğu Anadolu'da eski Türk inançlarının izleri, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 1999)


Arkadaş: Bir bebeğiniz varsa; büyür, gider... Bir kuşunuz varsa; size şarkı söyler...Bir kediniz varsa; sizi ısıtır... Bir köpeğiniz varsa size hayat boyu minnettardır.


Mutlu çocuklar: Mutlu çocuk, özgüvenli birey, sağlıklı bir gelecek için çocuğun oyun oynaması önemsenmelidir. Oyunlar, çocuğa araştırma, kavrama, algılama yeteneklerini kazandırır. Çocuklar binaların içine hapsedilmemeli, oyun için gereken zamanı çocuklardan çalmamalıyız. Bırakalım mutlu olsunlar...

İşte anlatımlarıyla birlikte seçkilerim bunlar. Elimden geldiğince size serginin atmosferini taşımaya çalıştım, umarım zevk almışsınızdır. Sevgiler...

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Anneler Günü

Pazar gününü annemle geçirmedim baştan itiraf edeyim. Doğa yürüyüşüne gittim ama sehpaya bir şiir bırakarak... Asıl hediyem üzerinde KIZIM BENİM EN İYİ ARKADAŞIM yazan bir tişorttü, anneler gününün 1 hafta öncesinde üzerine denedi, birlikte aldık.

Şiiri çok beğenmiş, aklına anneannem gelmiş, çok ağlamış... Belki daha önce rast gelip okumuşsunuzdur ama okumayanlar varsa buraya alayım:


Akşam eve geldiğimde annem komşularla birlikte terastaydı, hep beraber zaman geçirdik. Gün içinde Isparta'nın Sütçüler ilçesinin Çimenova köyündeydim. Köyün ormanlarında dolaştık: Ardıç, sedir, göknar ve kızıl çam ağaçlarıyla bezeliydi her taraf. 




Antalya'nın alıştığımız nemi yok Isparta'da, havası kuru, mis gibi. Her yer bitki kokuyordu ayrıca, genellikle kekik, limonlu kekik, bazı yerlerde ise çam. Öğle yemeğinde yanımızda getirdiklerimizi ağaçların altında yedik, her zamanki gibi... Ben sabah dolapta gördüğüm köfteleri ve bir parça da balığı yanıma almıştım ama bir daha o riske giremem havalar ısındığı için. Bozulmamışlardı ama ilk anda tedirgin oldum.

Ova manzarasının karşısında heybetli bir dağ manzarası da vardı hayran bırakan...


Her yürüyüşten sonra kendimi daha dinamik ve gençleşmiş hissediyorum. Yine o hafif duygularla mutlu hislerle sonlandı yürüyüşümüz. Köye indik ve köy kahvesinde çaylarımızı içip köylülerle sohbet ettikten sonra şehrimize geri döndük :) Sizin anneler gününüz nasıl geçti?

12 Mayıs 2017 Cuma

Benden son haberler

Herkese selam! 

Dikkat ettim de bayağı bir zamandır bloga yazı yazmamışım. Aslında birçok haber birikti ama ben genellikle çarpıcı bir olayı anlatmak için yazdığım için demek ki uzun zamandır bir yazı boyunca anlatacak önemli bir olay yaşamamışım, ne büyük kayıp!

Aslında daha önce size bir takım haberler çıkardığım durumlar rutinleşti. Mesela yürüyüşler... Artık her pazar bir grupla tüm gün yürüyorum, çok da çarpıcı fotoğraflar çıkabiliyor ama bunlar benim için haber niteliğini taşımıyor artık. Ya da Kaleiçi'nde geçirdiğim bir akşam... Artık çok sık çıkıyorum akşamları, bir yerde oturduğum arkadaşlarım da aynı olunca anlatacak özel birşey olmuyor.

Kokteyl ve yemek tarifleri... En son yapmak istediğim kokteyli şeftali ve passion fruit likörü bulamadığım için yapamadım yanlız Carrefour'da kokteyli karıştırılıp şişelenmiş olarak hazır buldum! :) Ama çok para verdim çoook (75 tl), 1 litre bile değildi. Bundan sonra tariflerdeki likör yerine aynı meyvenin suyunu kullanmaya karar verdim, zaten alkol olarak içinde votka veya cin gibi başka bir içki de oluyor.

Yemek, uzun süredir yapmıyorum. En son yeni bir kıymalı börek tarifi denedim ama orijinal tarifi kendime göre bayağı değiştirip yapıp sonuçta yazmaya değer bulmadım. Asıl yapmak istediğim antep fıstıklı-kıymalı börekti. Fıstıkları aldım ama henüz o böreği yapamadım :)

Bir yazımda vücudumun sol tarafındaki ağrılardan bahsetmiştim. Onunla ilgili kontroller yaptırdım hastanede. Kardiyoloji ve genel cerrahiye gittim. Tetkikler temiz çıktı çok çok şükür, ağrılarım da geçti. Yatış bozukluğuna bağlı ağrılarmış, stresin de bu ağrıları tetiklediğini düşünüyorum. Kontrol süreci 3 hafta kadar sürdü, sonuçları alana kadar da "sonuçlar nasıl çıkacak?" diye stresim bir kat daha arttı. Neyseki bu sıkıntılı süreç geçti gitti.

Üniversitede ders vermeye başladım. Bu cuma 5. ve son haftaydı aslında. Danışman hocamın verdiği dersin uygulama kısmını ben anlattım. İlk haftalarda öğrettiğim bilgisayar programı yardımıyla yaptırdığım uygulamada başarısızlardı öğrenciler ama bugünkü son derste çoğu ödevlerini yeterli bir başarıyla tamamlamış ve daha ileri konular için hevesliydi. Kendimi geliştirmem gerektiğini düşündüm yoksa boynuz kulağı geçecekti :)

Bununla ilgili bir adım atmıştım aslında, birkaç ay önce bir süre yurtdışında öğrenim görmek üzere Erasmus sınavına başvurdum, İngilizce sınavı yapıyorlar. Sınavdan 82 almıştım ayrıca doktorada gördüğüm derslerin ortalama notu etkili oldu. O da 100'e yakın olduğu için 91 puanla ilk tercihimi kazandım. Bir aksilik olmazsa Eylül'de Slovakya'ya gidiyorum! Uzaktan Algılama'nın Radar'la ilgili uygulamalarını öğrenmek için. Tezimi de ya sadece bu konuda veya bir kısmını bu konuyla ilgili yapacağım.

İşte gündemimde bunlar var ;) Ama fotoğrafsız yazı hiç olur mu? Bu fotoğraflar en son Tazı Kanyon'una yaptığım yürüyüşten... Sanki Amerika'da bir kanyon gibi değil mi? Ama burası Antalya'nın Köprüçay mevkii :))



Sevgiler, hafta sonunuz mutlu ve coşkulu geçsin!

21 Nisan 2017 Cuma

Dün akşam Mask Ethnic Fun'da başıma gelenler :)

Nerede bir şiir gecesi var ben oradayım bugünlerde. Daha yeni Karaf'takinden bahsetmiştim, bir de her dolunayda katıldığımız başka bir tane var. Dün de Mask'ta şiir dinletisi olduğunu duyduk ve edebiyat sevgimizden dolayı yine bizi kendine çekti.



Karaf'ta karşılaştığım arkadaşımla gitmeye karar verdik, Ruhiye. O'nun başka bir arkadaşı daha duymuş, O'da geldi. Ben bir kırmızı şarap ısmarladım ama Karaf'ta içtiğimden, hatta en ucuz Sava şarabından sonra bile, bu bir sirkeydi. 

Uzun süre şiir başlamadı, gitar ve Türkçe pop'la geceyi geçiştiriyorlar. Sonra Dolunay şiir dinletisinden diksiyon hocası yaşlı bir bayan geldi, yaşlı ama benden bakımlı! Yanlız sesi çok mıy mıy çıkıyor, kadının okuduğu hiçbir şiiri anlamıyordum ben zaten, kendi kendine dinletiyor sanki. Kadın acayip heyecanlı, şiirlerden önce konuştuğu bir iki şey diline dolandı. Sonra bir şiir okudu ve hemen "müziğe geçelim" dedi. Mekan sahibi "çok güzeldi, şiirle devam edelim" diyerek kadını ısındırmaya çalışıyor.


Bu arada arkadaşımın arkadaşı müzisyenmiş, ses sisteminden anladığını ortaya koymak için sahneye "ses çok boğuk" diye bağırdı. Sesi tizleştirdiler, bu sefer mikrofon çın çın ötmeye başladı. Kadının sesi hala duyulmuyor ama mikrofondan tiz bir ses ortalığı çınlatıyor :D Bu sefer mikrofon hoparlöre bakıyor diye hoparlörün yönünü değiştirtmeye kalktı. Mekanın sahibi kadın artık çileden çıktı, "ben burada eşek başı mıyım?" demek istedi herhalde, çantasını alıp ağlamaklı bir yüzle hızlıca mekanı terk etti. Gece tam bir fiyaskoydu, ses düzelmedi, bir-iki şiiri dinlemeye çalıştık, yine müziğe geçildi... Üstelik ben bu sabah erkenden ders verecektim, ayrılmam gerekiyordu ki iyiki de öyleymiş... Sirke şarabımın ücretini ödeyip ayrıldım.


Çok kötü bir deneyimdi, bir de mekan sahibi kadınla sohbetimiz var. Program başlamadan önce "niye gelmiyorsunuz?" diye sitem ediyor. Dedim "en son Kitap Mezat'ına geldim, ondan sonraki ikinci akşam çıkışım bu". İnanmayan bir tavırla bakıyor... Ben seni ikna etmek zorunda mıyım? Önce içirdiğin şarabın tadına bir bak... 

Kitap Mezat'ı gecesini anlatmadım burada sanırım, bir dahaki yazım o olsun. Açık arttırmayla kitap satılıyor kısaca, genellikle okunmuş kitaplar. Açık arttırma 1 lira gibi çok düşük bir fiyattan başlıyor.

Hayırlı, mutlu, coşkulu, inançlı bir cuma diliyorum.